"Bugünkü Galatasaray'ı Ankaragücü karşısında seyrettikten sonra kendi kendime dedim ki 'bu Hagi Mesut Bakkal'ın yanında çıraklık bile yapamaz'. Yazıklar olsun.
Sevgili Çakır, Los Angeles yakınlarında yaşıyorum, sabahın köründe bir umutla kalkıp maçı izledim, sinirimden kudurdum. Bu Hagi'yi kim teknik direktör diye getirmiş hâlâ merak ediyorum. Sizce Adnan Sezgin mi? Polat mı? Yazıklar olsun diyorum."
Galatasaraylıları her hafta biraz daha kahretmesinin yanında Hagi'nin belki de en ilginç yanı bu: Hem bilmiyor hem öğrenemiyor. Lucescu gibi bir dahinin yanında yardımcılık yapıp bu işe başlamak gibi çok büyük bir şansı vardı, değerlendiremedi. Kendi çabasıyla da hiçbirşey olamadı ve Galatasaray'ı tarihî bir rezaletin eşiğine getirip bıraktı.
Şu gerçek artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı ki, Hagi kendisine öneride bulunulduğunda 'Çok teşekkür ederim ama ben bu yükü taşıyabilecek niteliklere sahip değilim' diyebilmeliydi. Kendi yetersizliğini elbette ki hepimizden daha iyi biliyordu. Ne cür'etle böyle bir işe soyunduğuna akıl sır erdirebilmek olanaksız.
Hagi teknik direktörlüğü biraz olsun bilse işe enkaz edebiyatıyla başlamaz, böyle birşeyi ağzına bile almazdı. İşte Mesut Bakkal! Harika bir takımın başına mı geldi? Gülerler buna. Fakat işe böyle konuşarak başladı ve iki maçını kazanıp takımını ayağa kaldırmayı başardı. Hagi'yi de perişan etti ama o hâlâ masal anlatıyor.
Hagi yaşanan durumu doğru anlayamıyor. Taraftarın içinde hâlâ kendisine karşı bir sevgi kalmış olabileceğini umuyor. Bunun zerresinin bile bulunmadığını taa ABD'den yazan okurumuz B.Çınar'ın ifadesinden rahatlıkla anlayabilirsiniz. İşin fiilî saldırı gibi çok çirkin noktalara gelebileceği gün gibi ortada. Hagi kendi yetersizliğiyle dünyanın dörtbir yanındaki Galatasaraylıları kahretmeyi daha ne kadar sürdürebilir?
Şu işi baştan ele alalım isterseniz. Hagi göreve geldiğinde Galatasaray'ın liderle arasında 8, ikinciyle 5 puan fark vardı. Mantıken şampiyonluk iddiasını bir yana bıraksanız bile ikincilik için oynama şansı ortadan kalkmış değildi. Hagi'nin yetersizliği yüzünden, önemli takviyelere karşın eldeki takım da perişan oldu, küme düşme korkusu yaşayacak duruma geldi.
Şaka değil, Galatasaray nispeten kolay maçları geride bıraktı, bundan sonrakiler çok daha zor. Bırakın FB, BJK, Trabzonspor, Kayserispor maçlarından puan çıkartmayı, veda maçları oynar durumdaki Kasımpaşa'yı bile yenebileceği çok kuşkulu bu takımın. 'Tehlikenin farkında mısınız?' diyen arkadaşlarımız bunu kastediyor. Hiç de haksız değiller.
Varlığı tartışmalı Galatasaray yönetimi, 'Efendim, Hagi'yi şimdi gönderirsek yerine gelen hoca ya da Tugay Kerimoğlu yıpranır, onları da kaybederiz' argümanını ileri sürüyor. Ancak bu komik düşünce nedeniyle Galatasaray'ın elden gittiğini göremiyorlar. 1994-95'te Saftig gönderilip son 9 maça Müfit Erkasap çıktığında o yıpranmış mı oldu? Bugün de Bülent Ünder ne güne duruyor?
Adnan Polat'ın Hagi'yi niçin gönderemediğini, Rumen hocanın da nezaketsizlik ettiğini daha önce yazdık. Hagi bu durumu terbiye sınırlarının dışına taşıdı ama yönetim gereğini yapmakta acz gösterdi. Dolayısıyla artık Hagi sorunu zaten bıçak sırtında olan Adnan Polat'ı da götürecek noktaya geldi. Polat'ın da kalıp gitmesi o kadar önemli değil, Galatasaray'ın göz göre göre bu hallere düşürülmesine isyan etmemek mümkün mü?
Eldeki takımın değeri hâlâ 100 milyon euronun üzerinde. Ancak bu değeri sıfırlayan teknik adam ve çoktan çökmüş bir yönetimle varılabilen nokta ortada. İkisinin de hâlâ yerlerinde kalabileceklerini düşünmeleri ise onların hayal aleminde filan değil bir boşlukta yaşadıklarını düşündürüyor. O boşlukta nerelere düşebileceklerini ise artık Allah bilir...
Çıraklık bile yapamaz
15 Mart 2011 10:50