Lig TV Genel Müdürü Şansal Büyüka, Fenerbahçe'nin dünkü PSV beraberliğini değerlendirdi. Büyüka, Akşam Gazetesi'ndeki köşesinde Fenerbahçe ile dün akşam gurur duyduğunu belirterken "Ben böyle bir Aurelio’yu bugüne kadar görmedim... Yemin ediyorum görmedim..." dedi:
MUHTEŞEM AURELIO
Son yarım saati on kişi oynayan bir takımın, üstelik deplasmanda aldığı bir puandan sonra, o koca takımı bir kenara bırakıp, bir futbolcuyu öne çıkarmanın ne kadar büyük haksızlık olduğunu biliyorum.
Ama izin verin, bu haksızlığı yapayım...
İzin verin “Muhteşem Aurelio” diye başlık atayım...
Ben böyle bir Aurelio’yu bugüne kadar görmedim...
Yemin ediyorum görmedim...
Bir saniye olsun durmadan, bir dakika olsun dinlenmeden, rakibini adeta “Ağaçkakan” gibi gagalayan, dağıtan, parçalayan bir oyuncu vallahi-billahi görmedim...
Helal olsun sana kardeşim, helal olsun...
Tamam, ben haksızlık yaptım, bu başarının sahibi o koca takımdan önce Aurelio’yu öne çıkardım...
Sırada şimdi Fenerbahçe seyircisinin yaptığı haksızlık var...
Deniz’e yaptığı haksızlık...
PSV akşamının müthiş adamlarından biriydi Deniz...
Rakip ceza alanına gitti, gol atmaya çalıştı...
Geldi kendi ceza alanına top çıkardı...
Orta sahayı sanki santimetrelere böldü... O orta sahanın metrelerine değil, santimetrelerine kadar bastı...
Neymiş efendim, çok top kaybediyormuş, pas hatası yapıyormuş...
Topla bu kadar buluşursan, oyundan çalmadan, elini beline koymadan, nefes almaya bile zaman bulamadan böyle “ölümüne” oynarsan tabi top kaybedersin...
Fenerbahçe seyircisine tavsiyem; bu Deniz’in değerini bilsinler...
Bir çift sözüm de Fatih Hoca’ya...
Norveç maçında Aurelio’nun yanına, herhalde bir başka adamı aramaz...
Deniz önünde duruyor...
Elbette Edu...
Eindhoven akşamında kusursuz çalan orkestranın şefiydi... Sıfır hatayla maçı tamamladı...
Elbette Gökhan Gönül... O ne güven... O ne çabukluk... O ne hücum zenginliği öyle...
Ama bu futbolun bir de savunması var... Hücum anlayışının kusursuz adamı Gökhan Gönül, bu futbol zenginliğine bir de savunmayı katarsa tadından yenmez...
Vederson... Roberto Carlos... Özellikle Semih... Geceye renk katan, imza atan adamlardı...
Alex oyuna doğru dürüst başlayamadan, belki de daha ısınamadan sakatlanıp çıktı...
Ama kabul edelim ki kalan dakikalarda fazla da aranmadı...
Deivid’de son CSKA maçının Deivid’i değildi...
Buna rağmen son yarım saatteki eksikliği ciddi biçimde hissedildi...
İngiliz hakemin, nasıl olup da Deivid’e kırmızı kart çıkardığını anlayabilmiş değilim...
Bir sonraki maç Kadıköy cehenneminde gene PSV...
Deivid yok, rakibi ile horoz dövüşü yaparken, bedavadan sarı kart görüp cezalı duruma düşen Lugano yok...
Bu kadar ucuz bir kart olur mu? Böyle bir kart, koskoca Uruguay milli takımının kaptanına yakışır mı?
Unutmadan söyleyeyim... PSV’nin bir pozisyon yakaladığını, önemli bir fırsatı kaçırdığını gören, hatırlayan var mı?
Yarım yamalak bir Koevermans kafası... Hepsi o...
Oysa bu Fenerbahçe’nin geçmiş yıllarda Avrupa sahalarındaki acemiliklerini biz çok gördük...
Kabul edelim ki, şimdi olgunlaşan, kalitesi düzelen, ne yaptığını bilen, en önemlisi kendine güvenen bir Fenerbahçe var...
Düşünsenize, Şampiyonlar Ligi grubunda yenilgisiz üç maçı...
Dileriz sonu da böyle gelir... Yenilmeden, üzülmeden...
Fenerbahçe ile dün akşam gurur duydum...
Teşekkürler arkadaşlar...
Son yarım saati on kişi oynayan bir takımın, üstelik deplasmanda aldığı bir puandan sonra, o koca takımı bir kenara bırakıp, bir futbolcuyu öne çıkarmanın ne kadar büyük haksızlık olduğunu biliyorum.
Ama izin verin, bu haksızlığı yapayım...
İzin verin “Muhteşem Aurelio” diye başlık atayım...
Ben böyle bir Aurelio’yu bugüne kadar görmedim...
Yemin ediyorum görmedim...
Bir saniye olsun durmadan, bir dakika olsun dinlenmeden, rakibini adeta “Ağaçkakan” gibi gagalayan, dağıtan, parçalayan bir oyuncu vallahi-billahi görmedim...
Helal olsun sana kardeşim, helal olsun...
Tamam, ben haksızlık yaptım, bu başarının sahibi o koca takımdan önce Aurelio’yu öne çıkardım...
Sırada şimdi Fenerbahçe seyircisinin yaptığı haksızlık var...
Deniz’e yaptığı haksızlık...
PSV akşamının müthiş adamlarından biriydi Deniz...
Rakip ceza alanına gitti, gol atmaya çalıştı...
Geldi kendi ceza alanına top çıkardı...
Orta sahayı sanki santimetrelere böldü... O orta sahanın metrelerine değil, santimetrelerine kadar bastı...
Neymiş efendim, çok top kaybediyormuş, pas hatası yapıyormuş...
Topla bu kadar buluşursan, oyundan çalmadan, elini beline koymadan, nefes almaya bile zaman bulamadan böyle “ölümüne” oynarsan tabi top kaybedersin...
Fenerbahçe seyircisine tavsiyem; bu Deniz’in değerini bilsinler...
Bir çift sözüm de Fatih Hoca’ya...
Norveç maçında Aurelio’nun yanına, herhalde bir başka adamı aramaz...
Deniz önünde duruyor...
Elbette Edu...
Eindhoven akşamında kusursuz çalan orkestranın şefiydi... Sıfır hatayla maçı tamamladı...
Elbette Gökhan Gönül... O ne güven... O ne çabukluk... O ne hücum zenginliği öyle...
Ama bu futbolun bir de savunması var... Hücum anlayışının kusursuz adamı Gökhan Gönül, bu futbol zenginliğine bir de savunmayı katarsa tadından yenmez...
Vederson... Roberto Carlos... Özellikle Semih... Geceye renk katan, imza atan adamlardı...
Alex oyuna doğru dürüst başlayamadan, belki de daha ısınamadan sakatlanıp çıktı...
Ama kabul edelim ki kalan dakikalarda fazla da aranmadı...
Deivid’de son CSKA maçının Deivid’i değildi...
Buna rağmen son yarım saatteki eksikliği ciddi biçimde hissedildi...
İngiliz hakemin, nasıl olup da Deivid’e kırmızı kart çıkardığını anlayabilmiş değilim...
Bir sonraki maç Kadıköy cehenneminde gene PSV...
Deivid yok, rakibi ile horoz dövüşü yaparken, bedavadan sarı kart görüp cezalı duruma düşen Lugano yok...
Bu kadar ucuz bir kart olur mu? Böyle bir kart, koskoca Uruguay milli takımının kaptanına yakışır mı?
Unutmadan söyleyeyim... PSV’nin bir pozisyon yakaladığını, önemli bir fırsatı kaçırdığını gören, hatırlayan var mı?
Yarım yamalak bir Koevermans kafası... Hepsi o...
Oysa bu Fenerbahçe’nin geçmiş yıllarda Avrupa sahalarındaki acemiliklerini biz çok gördük...
Kabul edelim ki, şimdi olgunlaşan, kalitesi düzelen, ne yaptığını bilen, en önemlisi kendine güvenen bir Fenerbahçe var...
Düşünsenize, Şampiyonlar Ligi grubunda yenilgisiz üç maçı...
Dileriz sonu da böyle gelir... Yenilmeden, üzülmeden...
Fenerbahçe ile dün akşam gurur duydum...
Teşekkürler arkadaşlar...