Aslında Eskişehir'de bunun için her şey elverişliydi ama ilk 45 dakikada sahada adına futbol denebilecek pek az hareket vardı. İki takımın da birbirinden gereğinden fazla çekiniyor oluşu futbolu öldürdü. Maçın en güzel yanı Es Es Bandosunun yaptığı canlı müzikti.
İlk yarıya ve hatta maça damgasını vuran temel etken iki büyük hakem hatası oldu. Bülent Yıldırım kişiliğine de hakemliğine de saygı duyduğumuz bir kardeşimiz. Fakat çok önemli iki pozisyondaki elle teması niçin görmediğini anlamak zor. Yardımcıdan ve 4. hakemden de bir katkı gelmeyince yanan Cim Bom oldu. Hakemin göremediği ellerin ilkinde rakip ceza yayının içinde G.Saray'ın kullanabileceği serbest atış kayboldu, ikincide Eskişehir'in golü geldi. Elbette ki bu golde "toplu savunma intiharı" görmezden gelinebilecek gibi değildi. Geçen hafta K.Paşa karşısında fırtına gibi esen Giovani'nin kulübede kalmış olması ilginçti. Emre Güngör de milli maçta pek yorulmamıştı, üstelik gol atmış olma güveni içindeydi ama ne diyelim, bunlar teknik adamın bileceği işler...
Nitekim Giovani oluşturduğu penaltıyla takımını ayağa kaldırdı ama daha fazlasını bulamayışları onun değil arkadaşlarının perişanlığındandı. Geride maçı kazanmaya bile yetecek kadar süre varken anlamsız bir doldur-boşalta yönelmeleri Rijkaard'ın bu takım üzerindeki etkisizliğini gösterir gibiydi.
İkinci yarıya başlarken oyuna herhangi bir müdahalede bulunmaya gerek görülmeyişi hemen Cim Bom'un kalesinde gol olarak karşılığını buldu. Bu güzel golde topu kaybetmek üzere olan rakibe Ayhan'ın yardımı da takdir edilecek düzeydeydi! Sarı Kırmızılı takım Eskişehirspor karşısında sezonun en kötü maçlarından birini değil uzak ara en fecisini oynarken bu karşılaşmayı Rıza Çalımbay'ın Rijkaard'ı yenmesi olarak da okumak mümkündü. Çünkü Çalımbay maçı kazanmak için ne yapması gerektiğini ünlü rakibinden çok daha iyi biliyordu. Önde baskı ve ilk sarı kart çıkana kadar yapılacak sertlik Galatasaray'ı bitirmeye yetti.
Haksızlık etmeyelim, evsahibi takım bundan fazlasını da yaptı. Çok koştu, müthiş mücadele etti, oyun alanının her yerinde rakibine üstünlük sağladı; kısacası bütün yaptıklarıyla maçı kazanmayı hak etti. Kağıt üzerinden kendisinden kat kat güçlü rakibine soluk bile aldırmadı.
Şampiyonluğa giden bir takım böyle maçlarda hiç değilse yenilmemeyi becerebilmeli. Sarı Kırmızılı takım bu yenilgiyle sadece 3 puan değil daha bir yığın şey kaybetti. Başta F.Bahçe olmak üzere şampiyonluk yolunda bütün rakiplerine güç ve moral verdi.
Bizim yazıyı bitirirken onu öğrenebilecek kadar bekleyecek vaktimiz yok ama maçtan sonra olmazsa bugün Adnan Polat tıpkı ligin ilk yarısında Aziz Yıldırım'ın yaptığını yapabilir. Hakem isyanı bundan sonraki haftalar için yararlı olabilir. Biliyorsunuz bizde işler böyle yürüyor...
Bu oyunda hayaletler kaybeder!
09 Mart 2010 11:08