Aslında şu soruyla başlamak lazım: Kim Diyarbakırspor-Bursaspor maçında bir olay yaşanmasını beklemiyordu? Hiç kimse. Hangimiz o maçta birtakım olaylar çıkmasına şaşırdık? Hiçbirimiz. Garip olan da bu değil mi?
Önceki günkü maçı sadece futbolun gözlükleriyle anlayamazsınız. Sadece siyasetin gözlükleriyle de anlayamazsınız. Çünkü Diyarbakırspor meselesi hiçbir zaman sadece futbolla/siyasetle açıklanamaz. Ragıp Duran’ın bundan 14 yıl önce ‘Apoletli Medya’ kitabındaki yazdığı vecize hâlâ geçerliliğini koruyor: “Diyarbakırspor sorunu en az Kürt sorunu kadar çetrefildir.”
Herkes şunu biliyor artık, Diyarbakırspor bölgede çözümün değil, sorunun bir parçasıdır. Çünkü hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla halkla bütünleşememiş, belli bir oranda bir devlet projesi olarak kalmış bir takımdır Kırmızı-Yeşilliler. O yüzden bölge insanının sempatisini olduğu kadar öfkesini de üzerine çekmiştir. Dünkü maçtaki şiddet de sanırım burada bir yerde gizli.
Problem şu: Diyarbakır insanı ilk maçta Bursaspor tribünlerinin tepkisini içine sindiremedi. Orada karşılanış ve algılanış biçimlerinin cezalandırılmaması, bugüne dek pek çok deplasmanda gördükleri muameleyi de yeniden hatırlattı, kışkırttı. Böylece bütün bu sürecin muhasebesi tek bir maça sıkıştı. Bugüne dek karşılaştıkları kötü muameleyi bu maçla özdeşleştirdi Diyarbakırlılar. Dikkat edin Diyarbakırsporlular demiyorum, Diyarbakırlılar diyorum. Çünkü bu olayların futbolun çok daha ötesinde bir tezahürü var. Nitekim, o maç sonrasında bir bekleyiş başladı. Rövanş maçı için her gün öfke biriktiriyordu bölge insanı ve herkes bunu bilmesine rağmen susuyordu.
Peki futbol toplumu ne yaptı? Bu olayları gerçekten çözme niyetiyle hareket etmek yerine geçiştirdi. Mahalle çocuklarını öpüştürüp barıştırır gibi gönülsüz, yapmacık bir barıştırma hamlesiyle yetindi. Hal böyle olunca da bu sahte birlikteliği kimse ‘yemedi’. Sonuçta sönümlemeyen, geçmişle birleşen bir öfke vardı ve bu öfkenin önünde Diyarbakırspor bile duramadı. Sorun da bu zaten. Önceki gün stadyuma gelenler için Diyarbakırspor ikincil önemdeydi. Onlar asıl olarak Bursa’da kendilerine reva görülen ve cezalandırılmayan davranışla hesaplaşmak istiyorlardı. Bu süreçte Diyarbakırspor’un ya da futbolun kurban olması da umurlarında değildi belli ki.
Önceki gün öfke, nefret futbol alanından bir kez daha galip çıktı. Bu öfkeyi besleyen taraflar kazandı ve futbol, sağduyu, barış yanlıları kaybetti. Şiddetin taraftarları futbol alanını bir kez daha terörize etti. Üstelik hiç de futbolla ilgili olmayan bir konuyla alakalı olarak.
Şu kesin: Diyarbakırspor-Bursaspor eşleşmesinin iki ayağında yaşanan olaylar kelimenin tam anlamıyla kepazeliktir, saçmalıktır. Bunu kimse tartışamaz. Son maçtaki kör öfkenin futbol literatürü içinde hiçbir anlamı, karşılığı yok. Ama şu da bir gerçek: Bir sosyal sorunu futbola havale ederek çözmek de mümkün değil. Barışa katkı versin istediğimiz bir spor dalı artık öfkenin aynasıdır. Asıl trajik olan da budur...
Bu öfke hepimizi boğacak...
08 Mart 2010 11:06