Euro 2016’yı kaybedişimiz hepimizi üzdü. Ama tıpkı futbolda olduğu gibi, bazılarımız maçı kaybettikten sonra üzülmek yerine öfkelenmeyi tercih ettiler...
“Okula yanımda bir topla giderdim. Yolda kendime testler yapardım. Şu ilerideki ağacı vurabilirsem, bugün sınavdan geçerim gibisinden. Ağacı hep vurmama rağmen sınavlardan pek geçemedim.”
“Ben sadece futbol oynamak istiyordum. Evdeki saatlerin hepsini biraz geriye alırdım ki, sabahları okula biraz daha erken gidebileyim ve top oynamaya daha çok vaktim kalsın. Okula erken gitmekten bıkan kızkardeşim sonunda numaramı anladı.”
“Babam beni ve başka çocukları futbol çalıştırır, bizi maça götürürdü. Bana futbolun önemini ve insan hayatından ne farklılıklar yaratabileceğini o anlattı. Bana topun insandan hızlı gittiğini öğreten de odur. Paslaşmanın önemini küçük yaşta öğrendim.”
“Batiston’un maruz kaldığı hareket bugün olsa çok net bir kırmızı kart olurdu, Almanya 10 kişi kalırdı, biz de finale kalan taraf olurduk. Ama o maç oynadığım bütün maçlar içinde en güzelidir. Muhtemelen bütün o drama yüzünden. Herkese günün birinde içinde olmalarını dileyeceğim türden unutulmaz bir maçtı.”
“Şampiyon Kulüpler Kupası Finali üç-dört aydır gol atamadığım tek maçtı. Hamburg’a 1-0 yenildik. Maçta sonra İtalyan takım arkadaşlarıma, ‘Arada bir sizin de gol atmanız gerekiyor, bunu biliyorsunuz değil mi?’ dedim.”
“Futbola başladığımda sözde futbol otoriteleri frikiklerimin çok iyi olduğunu, çünkü bileklerimin çok yumuşak olduğunu söylüyorlardı. Oysa bileklerim yumuşak filan değildi. Sonra frikiklerimin durdurulamaz oluşunun futbol dünyasındaki en sert bileklere sahip olmama bağlamaya başladılar. Üstelik ikisini de söyleyenler aynı adamlardı!”
“Ascoli karşısında ayağımın dışıyla defans oyuncusunun üzerinden aşırttığım topu çok sorarlar. O gol konusunda takım arkadaşlarıma bir teşekkür borçluyum. Bana o kadar kötü bir pas vermeselerdi ve top arkama düşmeseydi, topu aşırtmam gerekmeyecekti ve o gol hiç olmayacaktı.”
Bundan birkaç yıl önce İstanbul’daki basın toplantısında, “Ooo, burası amma kalabalık. Doğru söyleyin, UEFA Başkanı olduğum için mi geldiniz, Platini olduğum için mi? İyi ki futbolculuk zamanlarımda sizin takımlara gol atmamışım, o zaman beni bu kadar sevmezdiniz” diye başlamıştı. Hayatımda bir futbol adamının yaptığı basın toplantısında bu kadar güldüğüm hiç olmamıştı. Bir daha da olmadı.
Futbolu neden seviyorum?
Bana en sık sorulan sorulardan biridir bir kadın olarak futbolu neden bu kadar sevdiğim. Cevabın, çocukken hasbelkader Fransızca ve İngilizce öğrenmiş olmam, olması ne kadar acıklı! Bu sayede sadece seyrederek değil, okuyarak, öğrenerek sevdim futbolu. Evet, bu ülkedeki kadınların yüzde 90’ı futbolu sevmiyor. Çünkü futbol yerine sizinle muhataplar. Sizin sorularınız, sizin yorumlarınız, sizin çevirileriniz, sizin bakış açınız... Aklı başında bir kadının televizyonda bir masa başında kavga eden adamları seyretmesi için tek bir neden söylesenize bana?
Platini, Avrupa Şampiyonası’nı bizzat Fransa’ya getirmiş diyorlar. Doğru. Heyhat o şampiyona beş maçta dokuz gol attığı, iki maç üst üste hat-trick yaptığı 1984 Avrupa Şampiyonası’ydı, bu değil. Bizim eksiğimiz sunum dosyasında değil. Bize masa başında turnuvalar kazandıracak başkanlar arayarak geçirdiğimiz zamanı, saha içinde şampiyonalar kazandıracak futbolcular yetiştirmeye ayırsak; o statları, o yatırımı o turnuvayı almak için değil, kendi futbolcularımız için yapsak, o şampiyona yerine, o şampiyonanın kupasını Platini’nin elinden alıp Türkiye’ye getirsek bizim için daha iyi olmaz mı?