Haber, Pazartesi akşam saatlerinde patlıyor. Beşiktaş Yönetim Kurulu’nun bildirisiyle Kaptan İbrahim Üzülmez’in sözleşmesinin feshedildiği açıklanıyor.
Ne olmuş, neden feshedilmiş sözleşme?
Beşiktaş’ın Deli İbrahim’ini kulüpten koparan delilik ne?
Ankara deplasmanında takımı takip eden gazeteciler, belli ki haberi atlamışlar. Aksi halde Ankaragücü yenilgisinden daha vahim olan bu şok haber, maçtan daha büyük manşetlerle aktarılırdı kamuoyuna...
Olayın ayrıntılarını artık herkes biliyor.
Üç yıl önceki “terlik kavgası” kahramanlarının (!) ortaya koyduğu yeni versiyon.
İbrahimler’den Toraman, maçın 52. saniyesinde Serdar Özkan’ın attığı golde, takımın sol kanadını savunan emektar kaptan İbrahim Üzülmez’e tepki gösteriyor. Olabilir.
Toraman’ın küfür ettiği ve küfürlerinde Üzülmez’i hedef aldığı iddia ediliyor.
Bu da olabilir...
Dünyanın her yerinde, her takımda, yenilen bir golden (hele böylesinden sonra) kimse dilini tutmaz... En başta kaleciler, sonra da savunmacılar saymaya(!) başlarlar takım arkadaşlarına... Onaylamıyoruz ama, doğal karşılıyoruz.
Her takımda yaşanabilir
İbrahim Üzülmez açısından bu durumu doğal karşılamak elbette olanak dışı...
Geçmişten gelen bir yara var...
Bu yara ne kadar kabuk bağlarsa bağlasın, her an yeniden açılabilir, kanayabilir.
Öyle oluyor işte...
Devreyi 1-0 yenik kapayan takım, içeride Schuster’in talimatlarını dinlemeye ve birazcık da dinlenmeye çalışırken, İbrahimler’den Üzülmez, İbrahimler’den Toraman’ı yumrukluyor.
Olabilir. Her takımda yaşandığı ve yaşanacağı gibi. Onaylanmaması ama doğal karşılanması gereken bir durum.
Sonrasında bu maçın neden döndürülemediği çok rahat anlaşılıyor.
Bernd Schuster, devre arası konuşmasını yapamıyor... İbrahim Üzülmez’in yerini İsmail Köybaşı alıyor. Takım gergin ve tedirgin başladığı ikinci yarıda kötü kaderine teslim oluyor.
Olabilir... Her takımın yaşadığı ve yaşayabileceği kötü günlerden biri bu.
Şimdi gelelim olmaması gerekenlere...
Bernd Schuster, yönetime rapor vererek artık İbrahimler’in aynı takımda bir arada olamayacağını, Üzülmez’le çalışmak istemediğini söylüyor...
Schuster frene basabilir
Elbette ondan, hayata bakışını, keskin sirke karakterini bildiğimiz için, farklı bir yorum bekleyemeyiz.
Fatih Tekke’yi bir anda yok sayan ve sıfırlayan karakter, İbrahim Üzülmez’e de aynı tepkiyi verebilir...
Oysa sorumlu bir teknik direktör olarak, ortaya bir liderlik örneği koyması gerekirdi. Sorunu orada dondurup Salı sabahı çözümlemek üzere frene basabilirdi.
İbrahim Üzülmez’in Beşiktaş için ne anlama geldiğini biraz anlaması, düşünmesi gerekirdi...
Örneğin, kendi döneminde Guti, Real Madrid için ne anlama geliyorsa... Raul nasıl bir aidiyet sembolü ise İbrahim Üzülmez’e de öyle bakmalıydı. Schuster bunu yapamadı. Günlük konuşma dilindeki İspanyol, katı Alman kültürüne döndü. Bir anda her şeyi silip attı.
Bu kadar kolay olmamalıydı.
Haydi, Schuster’in kişiliğine ve karakterine bakıp yabancısı olduğu Beşiktaş ve Türkiye’de yeni bir falso yaptığını düşünelim...
Yönetim ne güne duruyor?
Başkan Yıldırım Demirören ve arkadaşları Schuster vur dediğinde her defasında öldürecekler mi?
Yönetim erki dediğimiz şey, ne zamandan beri teknik direktörün emrine girdi?
Bir başka açıdan bakalım...
Adına şaka ile karışık “çete” dediğimiz yabancı yıldızlar, hep göz önünde... Sevgi, şefkat, anlayış, sabır ve empati hep onlar için devreye giriyor... Yerli futbolcular, özellikle de savunmacılar zaten baskı altında ve gergin durumdalar... Onların halini anlamaya çalışan çok az insan var.
Üzülmez semboldü
Adına ne derseniz deyin... İster çete, ister yıldızlar topluluğu...
Beşiktaş takımının sembol oyuncusu ve kaptanı İbrahim Üzülmez’dir...
Onun temsil ettiği aidiyeti, özveriyi, dayanışma ve adanmışlığı ötekilerde kolay kolay göremezsiniz.
Beşiktaş Yönetim Kurulu, İbrahim Üzülmez’i süresiz kadro dışı bırakabilirdi... Zaman en sivri taşları bile yuvarlak çakıllara dönüştürmüyor mu? Bekleyebilirler, doğal bir sonuç için ateşi soğutabilirlerdi.
Hayır, öyle yapmadılar... Süslü bir basın toplantısı düzenleyip jübile sosuna da yatırarak bir kalemde silip attılar!
Schuster’in fevri karakterine teslim olup bir emek tarihini çıra gibi yaktılar.
Hiddink için bir soru
Guus Hiddink, geçenlerde “Milli Takım’a çağırdığımız bazı futbolcuların öğrenme eksikleri var” dedi...
Sonra da ekledi: “Öğrenemeyen oyuncuyla işim olmaz!”
Serpil Hamdi Tüzün Hocamız’ın kulakları çınlasın, “Öğrenmek en basit tanımıyla değiştirmek demektir” derdi...
Hiddink’in beklediği de futbolcularının öğrenerek bazı yanlışlarını değiştirmesi.
Öğrenemeyen, yani değiştiremeyen oyuncularla yollarının ayrılacağını söylerken çok haklıydı.
Bakalım Avusturya maçı için ilan ettiği kadroya saha içinde sportmence davranmayı bir türlü “öğrenemeyen” oyuncusu Emre’yi çağıracak mı?
Merak ediyorum, bekliyorum..
Böyle ayrılık olmaz!
16 Şubat 2011 10:21