Benim için bu maçın Carlos'un oyuna girmesinden sonraki son beş dakikası önemli.
O an tribünlere baktım.
2,5 sene önce geldiği gün gibi heyecan, sevgi vardı.
Skor boarddaki 'güle güle' yazısı, sahada futbolcuların bu büyük yıldızı omuzlarda taşıdıkları an, basın tribünündeki dostların yüzüne baktım.
Onlar da üzgündü.
Oysa bu büyük yıldız için bir ay önce neler yazıp söylememiştik.
Chelsea'de oynayan Anelka gibi onu da beğenmemiştik.
Ortega ile Ceyhun'u bile mukayese ettik.
Peki biz kimiz!
Niye kendimizden başka kimseyi beğenmiyoruz.
Yıllarca Real Madrid'de oynadığını, dünyanın en iyi sol beki olduğunu unuttuk.
Sezon sonuna kadar 5 ay daha kalmasını istemedik.
Gözlerimin önüne kale çizgisinden çıkardığı toplar, attığı sert şutlar, geriden uzun toplarla oyun kurduğu maçlar geldi.
Hepsini geçtim.
Ama, gergin maçları tecrübesi ile soğutmasını, dünya yıldızı olmasına rağmen alçak gönüllüğünü, her an gülen yüzünü, Türk futbolcularına öğrettiği bilgisini, birikimini kim unutabilir.
Ayrılırken bile, yıllık ücretinin yarısı olan iki milyon euroyu 'hak etmedim' diyerek geri vermesi de, herkese bir profesyonellik ders olmalı.
Corlos'un veda gecesinde gölgede kalan güzelliklerde vardı.
Fenerbahçe tarihinde ilk kez Avrupa Kupası'nda grubundan lider çıktı.
Topladığı 15 puan da bir rekor. Kolay kolay da kırılmaz.
En önemlisi de, sahaya çıkan on birin ilk kez yan yana oynamalarına rağmen, hırsları, mücadeleleri, çabuk tek top oynama düşünceleri mükemmeldi.
Ya Santos'a ne demeli!
Fenerbahçe Carlos'un yerine Brezilya Milli takımının sol bekini transfer etti. İlk kez gerçek yerinde oynadı.
Özer orta sahada takımı toparlayan, attığı paslarla hücumu ateşleyen, Uğur Boral sol kanatta oyuna tempo getiren oyunculardı. Göbekte Lugano ile Bilica olunca genç Volkan kalede hiç sırıtmadı. Güiza bile farklıydı.
İyi ki Trabzon maçı varmış. Yıldızlar dinlendirildi, forma şansı bulamayanlar göz önüne çıktı.