Dünya futbolunun beyaz perdesi, aynı günlerde iki belgesel filmi gösteriyor.
Asaf Kapadia’nın yönetmenliğini yaptığı Ronaldo filmi, spot ışıkları altında premierini yaptı.
İkinci film ise, aslında yeni değil… 1970 yılında Alman yönetmen Hellmuth Costard, Manchester United-Coventry maçında tam 8 kamera getirdi ve bu kameraların hepsini tek bir adama çevirdi; George Best.
1971 yılında belgesel “Football as never before/ futbol daha önce hiç olmadığı gibi” adıyla vizyona girdi. Ancak zaman içerisinde bu eşsiz kayıt unutuldu, az sayıdaki kopyası ortadan kayboldu.
Dublinli müzisyen Matthew Nolan’ın, film müzikleri üzerine Almanya’da bir çalışma programına katıldığında, şans eseri belgeselin kalan belki son kopyasını bulmasıyla, George Best’in futbolu değiştirdiği eşsiz görüntüler adeta hayata geri döndü.
Belgesel yeniden elden geçirilip temizlendi ve tam da Ronaldo ile aynı günlerde, yan yana sinemalarda vizyona sunuldu.
Bir salonda George Best, diğerinde Cristiano Ronaldo… İnsan aklı ister istemez bir karşılaştırmaya başlıyor.
İkisi de yaşadıkları dönemi değiştirdiler.
İkisi de dünyanın en iyisi olarak gösterildiler.
İkisi de kenar mahallenin yoksul çocuklarıydı.
İkisi de futbollarının ilk dönemlerini evlerini özleyerek geçirdiler.
İkisi de Manchester United’ın 7 numarasıydı.
Ancak George Best ve Cristiano Ronaldo’nun ayrıştıkları çok önemli bir nokta var.
Best, kendisine, vücuduna, hayatına hoyratça davrandı. Özel hayatı hep ön plandaydı ve yıpranan bedeni onu daha fazla taşıyamadı. Kazandığı tüm parayı savurdu, hızlı yaşadı ve genç öldü.
Cristiano Ronaldo ise örnek bir baba, tam anlamıyla profesyonel, bir dünya markası ve sermayesi olan bedeninin en büyük koruyucusu… O bir spor pazarlaması harikası…
Ve bu fark iki filmi izleyenlere hep aynı soruyu sorduruyor; George Best, Cristiano Ronaldo gibi bir profesyonel olsaydı, bu gezegen nasıl bir yer olurdu?