Evet, bu başlıkla daha önce yazdım. Biz hep aynı filmi izler gibi yaşamayı sürdürdükçe bu tür tekrarlar kaçınılmaz oluyor.
Bu akşam Belçika karşısına yine bıçak sırtında çıkıyoruz. Hatta milli takımın idari sorumluluğu gibi tuhaf bir görev verilmiş olan kişiye göre bu ölüm-kalım maçı! Yani yenilirsek topluca ölmüş olacağız. Daha da neler! Bu tür görevlerdeki insanlar hangi durumlarda nasıl konuşacaklarını daha iyi öğrenmeli.
Biz bugüne kadar hemen bütün grup elemelerinde benzer durumlar yaşadık. Kuralar çekildiğinde ateşe düştüğümüzü söylediğimiz zamanlar oldu ama özellikle son dönemde artık bu tersine döndü: 'Lokum gibi' edebiyatı önplana çıktı. Artık hiçbir takım bize rakip olamazdı, rahatlıkla çıkardık gruptan.
Almanya'nın bulunduğu grup için bile bu söylenebildi. Onlara göre Almanya iyi bir döneminde değildi ve biz grup lideri olarak bile çıkabilirdik. Oysa ben onların iyi dönemlerinde olmasalar da mutlaka kazanmayı bildiklerini, bunun dünyaca kabul edilen bir gerçek olduğunu öğrenmiştim.
Asıl sorun, grubun 4. kategori takımının Belçika oluşuydu. Çünkü Belçika gerçekte çok daha güçlü. Hatta bizimle aynı düzeyde yani 2. kategori takım olduğu bile söylenebilir. Nitekim şu anda onlar dünya 37.si durumunda ve yükseliş sürecinde. Bizse 30.lukta demir atmış bulunuyoruz.
Elbette ki kötü kura çektik diye ağlayacak değildik ama daha ciddi konuşmak ve çalışmak bize çok şey kazandırırdı. Örneğin, Azerbaycan karşısında yenilgiye uğrayıp hem puan hem de moral olarak çöküntü yaşamazdık. Zaten bir türlü yapamadığımız da bu. Hedefe doğru sağlam adımlarla yürümeyi beceremiyoruz.
Elbette ki bu noktada teknik direktörümüz Hiddink de şu ana kadar bekleneni verebilmiş değil. Onun Derwall ve Piontek gibi işine dört elle sarılan teknik adamlar soyundan görünmeyişi bizim için hayalkırıklığı oluşturdu. Hollandalı hocanın bilinen kalite ve kapasitesini henüz ortaya koymadığını düşünüyoruz.
Tabii bir yandan da gündeme bizim memlekete özgü öteki dağınıklıklar ve hatta kaotik durumlar giriyor. İşte efendim, yaklaşan seçimde Özgener gidip Atalay mı gelecek? O zaman Hiddink'in durumu ne olacak? Hollanda'daki kampa gelen 7 İngiliz gazeteci Hollandalının Chelsea'ye gideceğini mi gösteriyor?
Sorunlar bu kadar da değil: Zorlu şampiyonluk yarışının getirdiği birtakım çatışmalar psikolojik düzeyde hâlâ devam ediyor. Ayrıca transfer dedikoduları milli takım kampının başat konularından biri. Hamit'in, Nuri'nin yokluğu, Gökhan Gönül'ün durumunun belirsizliği ciddi sorunlar.
Böyle bir tablodan olumlu sonuç çıkabileceğini düşünmek pek akla uygun değil. İşte o noktada bazı hurafelere sığınıyoruz: Türklerin sağı-solu belli olmaz! Doğru dürüst top oynamayı beceremediğimiz 30-40 yıl öncesinin övgü sanılan aşağılayıcı sözlerinden başka bir umut yok mu?
Hayır, var. O günlerdeki perişanlığımızı tarihe gömmeyi becerdik. Bütün hatalarımıza karşın bugünün futbolunu oynamayı becerebiliyor, zaman zaman da olağanüstü işlere imza atabiliyoruz. Sadece bu dalgalı performans durumundan daha ileri geçemiyoruz. Yoksa herhangi bir grupta 2. kategori takımın 4. kategorideki rakibini içerde dışarıda yenmesi pek zor değildir.
Biliyorum, biraz içinizi kararttım ama öteki türlüsünü yazan ve söyleyen yani düpedüz umut tacirliği yapan o kadar çok kişi var ki beni de böyle idare ediverin! Hayallerle gerçekler arasındaki uçurumu maçlardan sonra değil önce görmek çok daha yararlıdır.
Bıçak sırtı yaşamak!
03 Haziran 2011 11:29