Galatasaray'ın yaşadıklarının hiç değilse bir bölümünü talihsizlik olarak kabul etmek mümkün ama 100 milyon euronun üzerinde bir kadronun inanılmaz kolaylıkla yenilmeye devam etmesinin da bıktırıcı yanı haliyle daha baskın. Bu kadar çok para harcayıp sürekli yenilen bir takım kurabilmek az iş değil!
Talihsizlik şu: Neredeyse iki maçta bir Gaziantepspor'la karşılaşıyor Cim Bom. Devrearasında yaptığı başarılı transferlerle fırtına gibi bir ekip olan Kırmızı Siyahlılar da gerinip gerinip vuruyor Galatasaray'a! Bunu başkalarına da yapabilirler ama karşılarına hep bu takım çıkıyor...
Haksızlık etmeyelim, Cim Bom artık iyi-kötü oynamaya çalışıyor. Özellikle Culio'nun çalışkanlığı ayakta durmayı sağlayan temel etken oluyor. Öteki oyuncular da toparlanır gibi. Ancak herhangi bir şekilde topun Sarı Kırmızılı takımın ağlarını bulması hiç gecikmiyor...
Gençlerbirliği maçının ilk dakikasında yenilen golden sonra Galatasaray'ın artık soyunma odasında bile bu durumu yaşayabileceğini düşünür olmuştuk. Dün gece ona benzer bir durum gerçekleşti ve evsahibi ilk atağında golü buldu. Sonrasında bunun altından kalkamayışı bu sezon sürekli izlediğimiz bir filmdi.
Tabii gol vuruşunu yapan İsmael Sosa'nın önünde ya da yakınında olması gereken Hakan Balta'nın yaklaşık 30 metre ötede gelişmeleri seyretmesi eğlenceli bir durumdu. Dahası, derde deva olsun diye getirilen kaleci Zapata'nın o mesafeden bacakarası gol yemesi isyan ettirici bir başka fiyaskoydu.
Talihsizlikten çok daha önemli olan beceriksizlik Gaziantepspor'a bakıldığında daha kolay anlaşılıyor. Cim Bom çok büyük paralar harcayıp tartışılır adamlar alırken onların düşük bedelle daha iyi oyuncular bulması, elbette ki görmezden gelinemeyecek bir durum. Nitekim maça damgasını vuran da buydu.
Artık bezdirici olmanın da ötesine geçen sakatlıklar kervanına Kewell'ın katılması sürpriz biçimde Anıl Dilaver'in şans bulmasını sağlamıştı. Ancak bu oyuncunun verimsizliği bir yana eğitimiyle ilgili sorun olduğunu düşündürecek pozisyon yaşandı. Cezaalanı içine atılan pasta topa sol ayağıyla vurup gol atmaya çalışmak yerine topu taç çizgisine doğru taşımayı yeğledi ve ayağından kaçırıp aut oldu.
Hangi nedenle serbest atışları Stancu'nun kullandığı da anlaşılması zor bir durumdu. Hagi'nin takımının bu atışlarını çok kötü kullanması onun teknik adamlık karnesine artı olarak yazılmıyor... Ancak Stancu'nun takımının ikinci golü yemesini önlemek şeklindeki savunma sorumlu davranışı takdir edilmeliydi.
İkinci yarıya Anıl'ın yerine Baros ile başlamak normaldi. Ancak onun yürüyecek halinin olmayışı anormaldi. Sabri'yi çıkarıp Yekta'yı alırken Serkan'ı dışarı almak daha makul olmaz mıydı, diye düşünmemek elde değildi. Fakat Hagi'nin iyi ve doğru yapamadığı işlerin başında bunun geldiğini de unutmamak gerekiyordu.
Yekta'nın pasıyla Culio'nun vuruşu Cim Bom adına maçın en güzel hareketiydi. Topun direkten dönmesi de talihsizlikler listesine eklendi... Bunun dışında sözü edilecek başka pozisyonun olmayışının ardından bu karşılaşma da Sarı Kırmızılı takımın inanılmaz bir kolaylıkla yenildiği maçlar listesine eklendi. Bu oyunda Cim Bom için beraberlik yok mu? İlla ki yenilmek mi gerekiyor!
Bunun oyuncularına vereceği mental zararı düşünmeden 6 ay daha süre isteyen Hagi, takımını tarihi bir yenilgi rekoruna doğru büyük bir başarıyla taşıyor. Ne diyelim, Allah kolaylık versin...
Beraberlik yok mu?
13 Şubat 2011 12:34