Kimilerine göre, Aykut Kocaman 1996 yılındaki o demeci nedeniyle Fenerbahçe'den gönderildi. Şampiyonluğu elinden aldıkları Trabzonsporlu oyuncuların hüznüne insanî cümlelerle dokunmuş, empati yapmıştı..
Büyük bir kulübü daha da büyütecek bir çıkıştı onunkisi..
Yüzyılın en iyi maç sonu konuşmasını yapmıştı.
Medya yoluyla kurduğu ilişki tam bir tez konusuydu!
Türkiye'ye gelmiş en kariyerli futbolcu Roberto Carlos. İspanya'da 4 lig şampiyonluğu, 3 Şampiyonlar Ligi, milli takımıyla 1 Dünya Kupası kazandı. Real Madrid'de en çok forma giyen yabancı oldu. 10 yıl formasını giydiği takımına bir bek olmasına rağmen 47 gol kazandırdı. Duran toplardan attığı muhteşem goller sayesinde hafızalarımıza kazınmıştı. 2006 Dünya Kupası'nda Fransa karşısında çeyrek final maçındaki büyük hatası milli takım kariyerinde sonun başlangıcı oldu. Mart 2007'de şampiyonlar ligi maçındaki büyük hatası B.Münih'li Roy Makaay'ı, bu turnuva tarihinin en hızlı atılan golünün sahibi yaptı ve Carlos, Real kariyerini bitirme kararı aldı. 2006 sonlarında başlayan düşüşünde sakatlığının da payı vardı muhakkak..
Yıllarca ideal sol bek tanımı onun ismiyle yapıldı. Sempatik tavırları, cana yakın kişiliğiyle sadece Real Madrid taraftarlarının değil, dünyanın sevdiği bir futbolcuydu..
Türkiye'ye transferi büyük sükse meydana getirdi.
Kulüp Carlos ismiyle elde edilecek büyük ticari gelirleri düşünüp elini ovuştururken, Fener taraftarı müthiş serbest vuruş gollerine alkış tutma hayali kuruyordu.
Fenerbahçe'nin Carlos transferi sayesinde ne ölçüde geri dönüş elde ettiğini bilemeyiz.. Gördüğümüz geldiği günden bu yana Real Madrid yıllarının çok çok gerisinde olduğuydu. Kimsenin dili varmadı sıradan oynadığı maçlarda onu eleştirmeye... Kredisi vardı. Olumsuz eleştirenleri, onun kariyerindeki başarılarıyla eleştirdiler Carlos savunucuları...
Türkiye'de 100'ü aşkın maçta forma giymesine karşın akıllarda kalan bir performansını hatırlamıyoruz. Türk futbol tarihinde bir futbolcuya gösterilen en büyük toleransı gördü. Yüzündeki mutsuz ifade günden güne artıyor. O sempatik, cana yakın adama dar gelmeye başladı İstanbul. Artık onu kimse savunamıyor. Geldiği günden bu yana Türk medyası onunla ilgili haberleri İspanya medyasına verdiği demeçlerden takip edebildi ancak.. Muhtemelen gidiyor...
Ülke medyasıyla kurduğu ilişki tam bir tez konusuydu!
Colin-Kazım kariyer yapmadan geldi Fenerbahçe'ye... Ümit milli takımlara kazandırılmış olması, teknik adamların, geleceğine yatırım yapılması gereken bir futbolcu olarak görmesi sayesinde ülkede yıldızı parladı. İngiltere'de bir kulübün vereceğinden fazlasını ödeyerek Fenerbahçe onu Beşiktaş'ın elinden aldı.. Carlos gibi o da sempatik ve hayata esprili yaklaşan bir profil çizdi.. Oynadığı oyunlar kimi zaman sıra dışı kimi zaman sıradandı. Aragones döneminde yüzü asılmış, keyfi kaçmıştı. Geçen yılki bir Şampiyonlar Ligi maçının ardından menajeri vasıtasıyla ayrılmak istediğini açıkladı. Bırakmadılar. Daum ile yeniden tutundu Fenerbahçe'ye... Genç ve kıpır kıpırdı. İçinde kopan fırtınaları paylaşmak istiyordu... Her defasında belki Carlos'u da İspanyol medyasına konuşmaya zorlayan yasaklara takılıyordu. Sonunda önce Twitter üzerinden yasakları deldi... Beşiktaş'ı alaya aldı... Beşiktaş maçında hırsına yenildi, kırmızı kart gördü. Yine Twitter üzerinden Türk hakemliğini alaya aldı...
Takımının Kasımpaşa yenilgisi akşamı eğlenmeye çıktı. Ertesi sabah ölümden döndüğü bir kaza yaptı. Kaza yapmamış olsa, bir gece önceki eğlencesi haber olmayacaktı muhtemelen ve yine kulüp tarafından hastaneden apar topar çıkarılıp medyaya gösterilmeden evine gönderildi. Ve Kazım yine Twitter üzerinden kendi sitesini işaret ederek, geçmiş olsun dileklerine teşekkür etti.
Türk halkına teşekkür eden aile, bayramda kestikleri kurbanın oğullarını kendilerine bağışlamaya vesile olduğunu sıkıştırdı satır aralarına..
Ülke medyasıyla kurduğu ilişki tam bir tez konusuydu!
Kimi zaman Colin-Kazım, kimi zaman Kazım-Kazım olarak çıktı karşımıza bu genç adam...
Carlos ile Kazım'ın ortak özellikleri sempatik ve sıra dışı karakter yapıları..
Başkanı nedeniyle çatık kaşlı ve sert mizaçlı duran kulübün, renkli yüzleriydi onlar..
Şimdi ikisine de İstanbul dar geliyor..
Türkiye'de agresif ekonomik büyüme modelinin en başarılı örneği olan Fenerbahçe kulübü, bu iki önemli adamı dönüştüremedi..
Neden tebessüm etmeyen oyuncular topluluğuna dönüşüyor Fenerbahçe?
Neden tebessüm ettiren oyuncuları yönetemiyor?
Neden biri AS'a, Marca'ya, biri Twitter'a konuşuyor?.
Sorun Fenerbahçe kulübünde mi? Türk futbolunda mı?
Ne Carlos'u doya doya izledik. Ne Kazım'ı anladık.
Yıllar önce Aykut Kocaman'ı anlamadığımız için mi yoksa?
Sorun oyuncularda değil, sorun böyle bir büyüklüğün sıkıcı kurallar ve yasak prensipleriyle yönetilmesinde olsa gerek..
Yoksa neden Kazım kulübe neden yalan söylemek, yalanlanan haberi özüre çevirmek istesin ki?