Adnan Polat, GSYİAD seçimlerinde yaptığı konuşmada ilginç bir çıkışta bulundu. İlginçliği, iddiasını son noktaya taşımasındaydı. 5 kupa istedi Polat, oyuncularından ve teknik kadrodan. Turkcell Süper Lig... Ziraat Türkiye Kupası... UEFA Avrupa Ligi... UEFA Süper Kupası... TFF Süper Kupası...
Anlaşılan kahve içtiği kupaları bile başkasına bırakmaya niyeti yok! İddia güzel şeydir. Motive eder, organize eder, başıbozukluğu giderir. Ama iddiayı hayata geçiremezseniz boynunuza dolanır, sizin idam ipiniz haline gelebilir. O yüzden iddianın da makul, mantıklısı makbuldur, maktul olmamak için. En azından mahcup olmamak için.
Anlaşılan, Premier Lig kökenli yabancılarla takviye ettiği kadrosuna çok güveniyor Adnan Polat. Premier Lig'in karşısındaki en önemli ekol ise Fenerbahçe'nin sambası. Kadrosunu Brezilyalılarla dolduran, sahaya bile samba müziği ile çıkan Fenerbahçe'nin başkanı Aziz Yıldırım'ın da büyük bir iddiası var: Üç yılda üç Turkcell Süper Lig şampiyonluğu. Bir tarafta ikisi uluslararası 5 kupayı bir yılda isteyen bir başkan. Diğer yanda, "Türkiye olsun da gerisi olmasa da olur" diyen bir başkan... O yüzden Christoph Daum sözleşmesine "Turkcell Süper Lig şampiyonu olursam 1 milyon euro, Avrupa Ligi şampiyonluğu olursam 800 bin euro ekstra prim alırım" maddesini ekletiyor. O yüzden Roberto Carlos ülkesinin basınına, "Fenerbahçe yerel bir kulüp" açıklamasını yapıyor.
Peki kim haklı? Daha gerçekçi gibi görünen "Yerel Başkan"mı? Yoksa seçim öncesi vaadde sınır tanımamaya başlayanlar kervanına katılmış gibi görünen "Evrensel Başkan" mı? İzleyip göreceğiz. Kimbilir belki ikisi de haksızdır!
SARAYA FUTBOLCU KAÇIRMA
Elano, Manchester City'den... Harry Kewell, Liverpool'dan... Lucas Neill, Everton'dan geldi. Premier Lig'den çıkıp doğruca Turkcell Süper Lig'e geldiler... Baros, Nonda ve Linderoth'un da kariyerinde "Premier Lig futbolcusuydu" yazıyor. Diğer iki yabancı ise İspanya ve Fransa'dan. Yani Galatasaray, yabancıyı en kaliteli liglerden alıyor. Britanya için "Galatasaray'ın arka bahçesi" diyebilir miyiz acaba?
SARAYA FUTBOLCU KAÇIRMA
Elano, Manchester City'den... Harry Kewell, Liverpool'dan... Lucas Neill, Everton'dan geldi. Premier Lig'den çıkıp doğruca Turkcell Süper Lig'e geldiler... Baros, Nonda ve Linderoth'un da kariyerinde "Premier Lig futbolcusuydu" yazıyor. Diğer iki yabancı ise İspanya ve Fransa'dan. Yani Galatasaray, yabancıyı en kaliteli liglerden alıyor. Britanya için "Galatasaray'ın arka bahçesi" diyebilir miyiz acaba?
Ne garip değil mi? Yugoslavların, 2. sınıf Almanların, isimsiz Afrikalıların ve vasat Latin Amerikalıların cenneti olan ülkemiz yavaş yavaş kariyerli futbolcuları, kariyerli takımlardan alabiliyor. Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzon, hatta Kayseri, G.Birliği gibi takımlarımız da "flaş" transfer yapıyor ama bunu transfer politikası haline getiren Galatasaray oldu. "Saraydan kız kaçırma" operasından sonra "Saraya futbolcu kaçırma" dönemi başladı başka bir deyişle. Baksanıza, Arsenal-Everton maçından çıkan futbolcu, bir hafta sonra Florya'da yeni saraylısıyla nikahlanıyor...
YÜZME ZORUNLU DERS OLSUN
SKYTÜRK'te her pazar günü keyifli bir spor programı var: Sportmen. Hakan Artış ve Neslihan Yavuzcan'ın sunduğu programa her hafta ünlü bir spor adamı konuk oluyor, spor camiasının ünlü isimlerinin yönelttiği soruları cevaplıyor. Geçen haftanın konuğu, basketbol dünyasının renkli ismi Doğan Hakyemez'di. İlginç anılar havalarda uçuştu. 1994'te Hakyemez'in menajerliğini yaptığı Ülker şampiyonluğa ulaşır. Otele dönüşte yapılan kutlamalar sırasında tüm takım, elbiseleriyle havuza atlar. Sporcular güle eğlene havuzdan çıkarken, bir kişinin ortalarda görünmediği fark edilir. Bu kişi, yüzme bilmeyen Doğan Hakyemez'dir. Apar topar havuzdan çıkarılan Hakyemez'in kendine geldikten sonraki ilk sözleri, oyuncuların gelmiş ve geleceklerine yönelik temennilerdir! Hakyemez olayı programda şöyle anlattı: "Zaten iyi derecede yüzme bilmiyorum, bir de üzerimde elbiseler olunca dibe battım. Aşağıdan bakıp suyun yüzünde eğlenenleri görürken kendi kendime "Allah'ım şampiyonluk yaşadığım en mutlu günümde ben can veriyorum" derken çocuklar beni bir anda kucaklayarak yeniden hayata döndürdüler..." Yeri gelmişken, bu yüzme konusu Türk sporunun ve Türk eğitim sisteminin yüz karası. Kurbağanın bacağına ayrılan zaman kadar bile zaman ayrılmıyor, ilgi gösterilmiyor yüzme sporuna. Her yıl bin civarında insanımız boğularak hayatını kaybediyor. Buradan GSGM'ye ve Milli Eğitim Bakanlığı'na sesleniyorum, "İmkanlarınızı birleştirin, yüzmeyi zorunlu ders yapın. İnsanlarımız artık kolay öğrenilebilecek yüzme nedeniyle boğulmasın."
LAFOLOJİ
Beşiktaş'ın Holosko ile yaptığı 3.5 yıllık yeni sözleşmenin haberini kulüp görmezden gelirken, futbolcunun kendisi hemen duyurmuş...
Artık nasıl bir sözleşme imzaladılarsa!...
TFF, şarkıcı Alişan'ın Tepecikspor'dan çıkarttığı futbolcu lisansını iptal etmiş...
Hazır başlamışken spor medyasındaki "sanatçıların" lisanslarını da bir gözden geçirseydiler...
Elvan Abeylegesse, Berlin'deki Dünya Atletizm Şampiyonası'nda Etiopyalı rakibine ayakkabısını emanet verip yarışmasını sağladığı için Dünya Fair Play Ödülü'ne layık görülmüş...
Ödeştik desenize. Etiopya da bize Elvan'ı vermişti!
TFF Milli Takımlar Sorumlusu Levent Kızıl, 321 milyon dolarlık ihale sonrası, "Futbol her şeyin üstünde" demiş.
Eh, bir de Milli Takım her şeyin üstünde olsa. Malum, sınırsız yabancı geliyor da...
Fenerbahçe'nin yeni transferi Gökhan Ünal, "Kral olmaya geldim" demiş...
İyi de kardeş, kadroda zaten 3 tane (Güiza, Semih, Alex) gol kralı var...
Mustafa Denizli, "Aklım Çeşme'de değil" demiş...
Millet de bir alem. İnsanın aklına ocak ayında neden Çeşme düşsün ki?
Emre Çolak, "Arda Turan soyunma odasında 'Penaltı olursa Emre atacak' dedi, olunca da atışı bana yaptırdı" demiş...
Arda gerçek kaptan oldu desenize. 22 yaşında, abilik yapmaya başlamış, baksanıza...
YÜZME ZORUNLU DERS OLSUN
SKYTÜRK'te her pazar günü keyifli bir spor programı var: Sportmen. Hakan Artış ve Neslihan Yavuzcan'ın sunduğu programa her hafta ünlü bir spor adamı konuk oluyor, spor camiasının ünlü isimlerinin yönelttiği soruları cevaplıyor. Geçen haftanın konuğu, basketbol dünyasının renkli ismi Doğan Hakyemez'di. İlginç anılar havalarda uçuştu. 1994'te Hakyemez'in menajerliğini yaptığı Ülker şampiyonluğa ulaşır. Otele dönüşte yapılan kutlamalar sırasında tüm takım, elbiseleriyle havuza atlar. Sporcular güle eğlene havuzdan çıkarken, bir kişinin ortalarda görünmediği fark edilir. Bu kişi, yüzme bilmeyen Doğan Hakyemez'dir. Apar topar havuzdan çıkarılan Hakyemez'in kendine geldikten sonraki ilk sözleri, oyuncuların gelmiş ve geleceklerine yönelik temennilerdir! Hakyemez olayı programda şöyle anlattı: "Zaten iyi derecede yüzme bilmiyorum, bir de üzerimde elbiseler olunca dibe battım. Aşağıdan bakıp suyun yüzünde eğlenenleri görürken kendi kendime "Allah'ım şampiyonluk yaşadığım en mutlu günümde ben can veriyorum" derken çocuklar beni bir anda kucaklayarak yeniden hayata döndürdüler..." Yeri gelmişken, bu yüzme konusu Türk sporunun ve Türk eğitim sisteminin yüz karası. Kurbağanın bacağına ayrılan zaman kadar bile zaman ayrılmıyor, ilgi gösterilmiyor yüzme sporuna. Her yıl bin civarında insanımız boğularak hayatını kaybediyor. Buradan GSGM'ye ve Milli Eğitim Bakanlığı'na sesleniyorum, "İmkanlarınızı birleştirin, yüzmeyi zorunlu ders yapın. İnsanlarımız artık kolay öğrenilebilecek yüzme nedeniyle boğulmasın."
LAFOLOJİ
Beşiktaş'ın Holosko ile yaptığı 3.5 yıllık yeni sözleşmenin haberini kulüp görmezden gelirken, futbolcunun kendisi hemen duyurmuş...
Artık nasıl bir sözleşme imzaladılarsa!...
TFF, şarkıcı Alişan'ın Tepecikspor'dan çıkarttığı futbolcu lisansını iptal etmiş...
Hazır başlamışken spor medyasındaki "sanatçıların" lisanslarını da bir gözden geçirseydiler...
Elvan Abeylegesse, Berlin'deki Dünya Atletizm Şampiyonası'nda Etiopyalı rakibine ayakkabısını emanet verip yarışmasını sağladığı için Dünya Fair Play Ödülü'ne layık görülmüş...
Ödeştik desenize. Etiopya da bize Elvan'ı vermişti!
TFF Milli Takımlar Sorumlusu Levent Kızıl, 321 milyon dolarlık ihale sonrası, "Futbol her şeyin üstünde" demiş.
Eh, bir de Milli Takım her şeyin üstünde olsa. Malum, sınırsız yabancı geliyor da...
Fenerbahçe'nin yeni transferi Gökhan Ünal, "Kral olmaya geldim" demiş...
İyi de kardeş, kadroda zaten 3 tane (Güiza, Semih, Alex) gol kralı var...
Mustafa Denizli, "Aklım Çeşme'de değil" demiş...
Millet de bir alem. İnsanın aklına ocak ayında neden Çeşme düşsün ki?
Emre Çolak, "Arda Turan soyunma odasında 'Penaltı olursa Emre atacak' dedi, olunca da atışı bana yaptırdı" demiş...
Arda gerçek kaptan oldu desenize. 22 yaşında, abilik yapmaya başlamış, baksanıza...