Milli Takımımız Kazakistan maçı öncesi yaptığı son hazırlık maçını 3-0 gibi net bir skorla kazandı.
Peki sahada doyurucu bir futbol var mıydı? Hayır. Ama ben Milli Takımımız’ın özel maç olmasına rağmen hırsını, isteğini ve arzusunu çok beğendim. Maç 34. dakikada 3-0, Milli Takımımız 0-0’mış gibi aynı şekilde istekli ve arzulu. Sinan’ı çok beğendim. Diyeceksiniz ki, ne yaptı, süper kurtarışlar mı yaptı? Hayır, süper kurtarışlar yapmadı ama pozisyon kendisinden çok uzakta olmasına rağmen pozisyonun içinde olması, yaşaması, kazandığı topları çok önceden nasıl kullanacağına karar vermesi ve özellikle eliyle topu oyuna sokuşu birinci sınıf kaleci görüntüsü verdi.
Öncelikle güzelliklerden söz edelim, sonra çirkinliklere geleceğiz. Gökhan Gönül hep iyi, eskiden olduğu gibi. Serdar Kesimal çok sakin. Orta sahamızdaki iki Selçuk da iyi performans gösterdiler. Güzel futbol beklediğimiz Arda ve Burak performanslarının çok altında kaldılar. Burak’ın bu tür kapanan takımlara karşı bundan daha iyi oynayacağını zannetmiyorum. Dün maç boyu bir pozisyon buldu. Kazım’ın attığı 2 gol de enfesti. Özellikle 2. golde topu alışı, dönüşü ve vuruşu, ‘Ben bu Milli Takım’ın değişilmez oyuncusuyum’ diyordu.
YAZIK, GÜNAH
Gelelim maçın keyfini kaçıran Emre Belözoğlu olayına... Topu her ayağına alışında yuhalandı. Emre bu tepkilere, yuhlara attığı ve Kazım’a attırdığı golle en iyi cevabı verdi. Ayıptır, günahtır, yazıktır. Giydiği forma ne olursa olsun üzerinde Milli Takım forması olan bir futbolcu yuhalanmaz. O yuhları, yuhalayanlara aynen iade ediyorum. O yuhalayanların utandığını zannetmiyorum. Ama Emre’nin oynadığı futbola, attığı ve attırdığı gollere üzüldüklerine adım gibi eminim.
Özetle; bizden her yönüyle eksik bir rakibi yendik. Galibiyetten çok Milli Takımımız’ın ciddiyetini, disiplinini ve hırsını beğendim.