Başkan Adnan Polat ve arkadaşları maçtan bir gün önce halay çekip, zılgıt yaparken oldukça keyifliydiler.
Ancak maç günü başkanın gerilimli olduğu her halinden belliydi. Oysa “Olay çıksın ortalık karışsın”, “Türk, Kürt birbirine girsin” diye düşünenler yanıldı. Herkes kol kola ve dostça maça geldi. En küçük bir olay dahi meydana gelmedi. Ben en çok buna sevindim, mutlu oldum. Ama başkanın sıkıntılı yüz ifadesi maçın sonucuyla ilgiliydi. Belli ki “Acaba” kuşkuları vardı. Maç başladığında öyle de oldu. 11. dakikada Mendoza’nın golünde hem Polat’ın hem de Rijkaard’ın yüzleri daha da esmerleşti.
Galatasaray kötü futbol oynuyordu. Rakibine üstünlük sağlayamamıştı. Bundan dolayı endişeliydiler. Ta ki 43. dakikaya kadar. Sabri skoru 1-1’e getirdiğinde, yedek kulübesinde sessiz sedasız, hem de mutsuz oturan Rijkaard fırlayıp taç çizgisine kadar koştu. Başkanın da yüzünde hafif bir tebessüm oluştu!
Bu yarıda (34. dakikada) Barış’ın düşürülmesine hakem Tolga Özkalfa penaltıyı çalabilirdi. Ama devam ettirdi. Barış’ın sarı kart gördüğü pozisyonda, kaptan Arda arkadaşının yanına gelip susturmasa, Barış kırmızı kartı o anda görebilirdi. Ama aynı Barış 63. dakikada, çocuk gibi davrandı. Sarı kartı olduğunu bildiği halde topa elini uzattı ve kırmızıyı gördü.
Nonda’nın saklambaç oynaması, Ayhan’ın oyuna ağırlık koyamaması, vesaire gibi konular detay. Benim aklım 52. dakikadaki Arda’ya takıldı. Kewell’ın nefis pasında Arda düzgün bir vuruşla golü attığında öyle bir sevindi ki sanki hayatının ilk golüydü! Abartılı bir sevinçti. Bağırması, çağırması, yumruk şov yapması, o yüz ifadesi hâlâ gözümün önünde.
Aslında bu abartının nedeni günlerdir Arda’nın baskı altında olmasının bir patlamasıydı. Çünkü kaptan Arda nice goller, çalımlar attı. Nice rakiplere sahayı dar etti ama bu kadar sevinmemişti. Çünkü Arda’nın gece hayatı, gündüz hayatı, sevgilisi, arabası her şeyi didik didik mercek altına alındı. Ondandır bu sevincin böylesine abartılı olması! En azından ben öyle düşünüyorum.
O golden sonra maça karamsar tabloyla bakan Adnan Polat’ın yüzünde gülücükler açtı. Nerdeyse bir gün önceki gibi kalkıp halay bile çekecekti. Tabi bu işin şakası.
Bu yarıda (34. dakikada) Barış’ın düşürülmesine hakem Tolga Özkalfa penaltıyı çalabilirdi. Ama devam ettirdi. Barış’ın sarı kart gördüğü pozisyonda, kaptan Arda arkadaşının yanına gelip susturmasa, Barış kırmızı kartı o anda görebilirdi. Ama aynı Barış 63. dakikada, çocuk gibi davrandı. Sarı kartı olduğunu bildiği halde topa elini uzattı ve kırmızıyı gördü.
Nonda’nın saklambaç oynaması, Ayhan’ın oyuna ağırlık koyamaması, vesaire gibi konular detay. Benim aklım 52. dakikadaki Arda’ya takıldı. Kewell’ın nefis pasında Arda düzgün bir vuruşla golü attığında öyle bir sevindi ki sanki hayatının ilk golüydü! Abartılı bir sevinçti. Bağırması, çağırması, yumruk şov yapması, o yüz ifadesi hâlâ gözümün önünde.
Aslında bu abartının nedeni günlerdir Arda’nın baskı altında olmasının bir patlamasıydı. Çünkü kaptan Arda nice goller, çalımlar attı. Nice rakiplere sahayı dar etti ama bu kadar sevinmemişti. Çünkü Arda’nın gece hayatı, gündüz hayatı, sevgilisi, arabası her şeyi didik didik mercek altına alındı. Ondandır bu sevincin böylesine abartılı olması! En azından ben öyle düşünüyorum.
O golden sonra maça karamsar tabloyla bakan Adnan Polat’ın yüzünde gülücükler açtı. Nerdeyse bir gün önceki gibi kalkıp halay bile çekecekti. Tabi bu işin şakası.