Aragones dönemini beğenmiyorduk... Fenerbahçe'ye oynattığı futbolun yavanlığından söz ediyorduk... Saha sonuçları o kadroya yakışır türden değildi, eleştiriyorduk.
Peki, şimdi ne değişti?
O kadro Cristian, Santos, Bilica, Mehmet Topuz, Özer, Bekir ile takviye edildi de ne değişti?
Fenerbahçe yine futbol oynamıyor... Yine keyif vermiyor... Heyecan vermiyor... Tat vermiyor... Ve yine saha sonuçları, bu kadroya yakışmıyor.
Üstelik karmakarışık... Hele son dönemde, hemen her hafta bir skandalın adresinde duruyor.
Aragones'in otoriter yapısı, aşırı disiplinli tavrı, oyuncularla diyalog yetersizliği, asık suratı tartışma konusuydu.
Şimdi tartışılan ne?
Takımdaki otorite boşluğu... Disiplinsizlik... Oyuncuların Daum'la ilişkilerindeki umursamaz hali!
F.Bahçe, Aragones'i haklı olarak niye gönderdi?
Aşı tutmadığı, başarı gelmediği, hedeflerinin uzağında kaldığı için.
İyi güzel de... Şimdi aşı tuttu mu? Fenerbahçe Daum'la mutlu mu?
Bakın size iki dönemin lig kıyaslamasını rakamlarıyla vereyim.
Aragones'li Fenerbahçe'nin geçen sezonun 16. haftası sonunda 10 galibiyeti, 2 beraberliği, 4 yenilgisi var. 31 gol atmış, 18 gol yemiş, 32 puan toplamış.
Daum'lu Fenerbahçe ne yapmış?
11 galibiyet, 1 beraberlik, 4 yenilgi almış. Attığı 30, yediği 17, puanı 34.
İlk bakışta tablo eh işte biraz daha iyi değil mi?
Ama bu tabloda küme düşürüldüğü için hükmen 3-0 kazanılan Ankaraspor maçının getirileri de var.
Bunu da hesaba katarsanız, F.Bahçe'de değişen ne?
Cristian, Santos, Bilica, Mehmet Topuz, Özer, Bekir gibi önemli transferlerin yapılmasına karşın değişen ne?
Fenerbahçe daha iyi mi savunma yapıyor? Hücumda daha etkili mi oynuyor? Takım bütünlüğüne mi sahip? İzleyeni mest mi yoksa uyuz mu ediyor? Aragones döneminde de Alex'e endeksliydi... Şimdi de Alex'e endeksli. Orta sahası Aragones döneminde de sorunluydu... Şimdi de sorunlu. Takım savunması Aragones döneminde de kötüydü... Şimdi de kötü. Hücum organizasyonu Aragones döneminde de yetersizdi... Şimdi de yetersiz. Güiza'dan Aragones de verim alamıyordu... Daum da alamıyor. Semih tartışmaları o günlerde de yapılıyordu... Şimdi de yapılıyor.
Duran topların daha etkili değerlendirilmesi dışında, o Fenerbahçe ile bu Fenerbahçe arasında olumlu bir değişiklik var mı?
Ama olumsuz değişiklik çok var.
Daum'un kadrosu daha geniş... Daha yeterli... Emre geçen sezonla kıyaslanmayacak ölçüde katkı yapıyor. Ancak ortaya çıkan performans da bu!
O zaman aşı tutmadı. Daum, şu ana dek Fenerbahçe'ye elle tutulur bir katkıyı yapamadı. Daha doğrusu bu kadroyu taşıyamadı.
Futbolda iki tür teknik adam vardır.
Biri elindeki kadroyu başarıya taşır... Diğerini kadro taşır.
İlkinin somut yansımasını şu sıralar, Kayserispor ve Bursaspor örneklerinde görüyorsunuz. Tolunay Kafkas, mütevazı kadrosuyla iki haftadır lig lideri. O kadronun Fenerbahçe'yle kıyaslanır tarafı yok. Mesela, geçmiş sezonlarda Kayserispor'un en değerli oyuncusu olan, "yıldızı" diye anılan Mehmet Topuz, şimdi Fenerbahçe'de ve Fenerbahçe'nin popüler yıldızlarının yanında sönük duran bir oyuncu. Çünkü Fenerbahçe'de ondan daha yetenekli, çok daha yeterli, çok daha değerli çok sayıda oyuncu var.
Tolunay Kafkas ne yapmış? Çoğu isimsiz genç oyuncuları deneyimli ağabeylerle uyum içerisine sokmuş... Yıllardır üzerine ekleye ekleye, eldeki malzemeye göre bir oyun şablonu oluşturmuş... Ve bir sistem takımı kurmuş. Ertuğrul Sağlam da öyle. Kayserispor ile Bursaspor'un oyun disiplini, oyun bütünlüğü, kadro verimliliği Fenerbahçe'de var mı?
Kadronun taşıdığı teknik adam örneklerinden biri ise Daum... Diğeri ise Rijkaard. Fenerbahçe gibi çok tartışılan Galatasaray'da da teknik adamın, kadroya kattığı fazla bir şey yok. Yani, en azından şu sıralarda bu iki teknik adamı kadroları taşıyor.
Tekrar asıl konuya döneyim... Ve yazıya son cümleleri ekleyeyim; Daum'un karnesinin Aragones'in karnesinden farkı yok. İftihara geçmesi beklenen Daum, birinci sömestri hayal kırıklığıyla bitiriyor. Tablo ortada... Fenerbahçe, takım içerisinde yaşanan skandalları da hesaba katarsanız, geçen sezondan daha fazla sıkıntıda.
Bir de spor yapmayı öğrenebilsek
-Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası'nda yüzücülerimiz tam 40 rekor kırdı!
Bardağın dolu tarafına bakıyorum, büyük başarı.
Lâkin... Kırılan o 40 rekora karşın, sadece iki sporcumuz Derya Büyükuncu ile Serkan Atasoy finale yükselebildi.
Derya'nın yaşı 33... Serkan'ın yaşı 39!
Yani, ikisi de yolun sonuna gelmiş iki eski tüfek.
14 dünya, 26 Avrupa, 57 şampiyona rekorunun kırıldığı şampiyonada, bırakın o rekorların yanına yanaşmayı, havuzda yarışan 28 sporcumuzun biri dahi kürsüye çıkamadı.
Bu neyin göstergesi? Yüzmede, iyi niyetli çabalara karşın uluslararası arenada en ufak yeterliliğimizin olmadığının.
Şampiyona, biliyorsunuz İstanbul'da Abdi İpekçi Salonu'nda 8 günde kurulan portatif havuzda yapıldı.
Yine bardağın dolu tarafına bakıyorum, bunu düşünmek, becermek, organizasyonu İstanbul'da gerçekleştirmek dahi büyük başarı.
Fakat... 14 milyonluk dünya metropolü İstanbul'da, o şampiyona, neredeyse bir amatör küme futbol maçındaki kadar dahi seyirci bulamadı. Tribünlerdeki sporcu sayısı, seyirci sayısından fazlaydı.
Nerede? 2000, 2004, 2008, 2012 Olimpiyatları için tam 4 kez adaylık başvurusu yapmış, 2020'ye aday olmayı hedeflemiş İstanbul'da!
Peki bu neyin göstergesi? Millet olarak bizim sporu ne denli sevdiğimizin!
Her şeyi bir yana bırakın... 100 metre sırtüstünde iki Rus yüzücü Arkady Uyatchanin ile Stanislav Donets'in 48.97'lik dereceleriyle dünya rekoru kırarak altın madalyayı paylaştıkları yarışın keyfi, heyecanı, çekişmesi daha önceleri adaylık başvurusu yapmış herhangi bir Batı kentinde tribün doldurur. Ama bizde... Kim neyin farkında ya da Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası kimin umurunda?
Şimdi kimse çıkıp da o 40 Türkiye rekoru kıran ama her yarışta rakiplerinin gerisinde kalan yüzücülerimizi eleştirmesin.
Bu ilgisizliğe, bu dereceler inanın çok bile!
Biraz olsun teselli veren, sevindiren yan şu... Artık böylesi önemli organizasyonları alıyor, yapıyor, uluslararası alanda en azından bir prestij kazanıyoruz.
Ah, bir de sporu sevmeyi, yapmayı öğrenebilsek!