İlahi İspanya basını! Dün 'Beşiktaş'ın 6 adaylı yeni teknik direktör seçim macerası, pop star yarışmasına benziyor' diye yazmış. Ne sandın amigo, burası İspanya değil; Del Bosque'nin 'Yeniköy kasabı' olarak ünlendiği Türkiye; yok öyle!
Daha 10 yıl önce bizim yöneticilerimiz 'Figo'yu izlemeye gittim, izledim; beğendim' diyorlardı. Ama o Figo birkaç hafta sonra Barcelona'dan R. Madrid'e dünya transfer rekorunu kırarak geçerken İspanya'da hiç bitmeyen 'futbol iç savaşı' ateşinin üzerine tarihin en tehlikeli benzinini döküyordu. Biz hala Figo'yu izleyip, beğenmeye; yavaş yavaş 'download' etmeye devam ediyorduk.
Nasıl Figo olayındaki gibi 'futbol saati geri kalmış' programlar Türkiye'de 'futbol' diye en çok reyting alanlarsa 'Pop Star' da öyle bir fenomendir biz Türkler için. O yüzden burası Türkiye, bazı teknik adamlar da 'Pop Star' usulü seçilir! Ancak sonucu daha çok Türkiye'deki güzellik yarışmalarına benzer: Kazanan aslında önceden bellidir çünkü jüriyle çok önceden 'bir şekilde' anlaşılmıştır. Schuster'le de taa 1 hafta önce çoktan anlaşılmıştı yani 6'lı ganyanda Schuster'in ganyanı 1.05 olmasına rağmen 'Antrenör Star' müthiş reyting aldı!
'Robinho, Schuster'le gelebilir' dediler. Demek ki Robinho 'Mak Donal'daki hamburger alınca menü gereği bedava verilen patates gibi bir şeymiş! Yalnız yüzde vermediler, 'download' için kuyruktalar herhalde! Yani Q7'den nam-ı diğer Quaresma'dan sonra Robinho da '%99 download' kuyruğunda bekliyormuş!
Şaka bir yana bu satırların yazarı Beşiktaş'ı 'Pop Star jürisi'nden çok daha fazla seviyor, Schuster'e de sonsuz başarılar diliyor. Yalnız bir nokta var: Yöneticilerimizin en az %50'si O'Neill'i şofben markası sanıyor. Yalnız sonra tarihi borçların miktarı açıklanınca 'yeter'den anlamayana 'O'hara' derler!