2050’lerde yeni Fenerbahçe tarihi yazılırken büyük bir ihtimalle 21’inci yüzyılın ilk yıllarından “Alex evresi” olarak bahsedilecek. Bu doğru...
Çağdaş Fenerbahçe ansiklopedisinde Daum 3, Zico 10 sayfada ancak yer bulabilecekken belki Alex’in 50 sayfaya ihtiyacı olacak. Bu da doğru...
Ama yine de Alex’in ilk 7 sezonluk performansının Süper Lig’de bir yıl daha kalmasına yetip yetmeyeceğini tartışmakta da bir sakınca göremiyorum doğrusu. Koskoca Real’den “Raul Madrid” diye söz ettiren yaşayan efsane şu anda Schalke’deyse, Alex’in de tartışılamaz olduğunu düşünmek biraz fazla iyi niyetli kalır sanki.
Lâkin Alex tartışmasını yaparken de sanırım parametreleri doğru belirlemek gerek: Kocaman’ın Fenerbahçe’sinin bu sezonki anlayışı ne? Alex, Fenerbahçe’de bu yıl neyle görevli? Gelecek yıl kalırsa pozisyonu ve görevi ne olacak?
Baş altı rolü
Eğer Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’2011’inde Alex, “ofansif orta saha” rolü oynuyorsa, Brezilyalı için (kalırsa) gelecek sezonun da hiç kolay geçeceğini sanmıyorum. Çünkü 6 yıl boyunca “oyunun tek yönünü oynuyor, geriye yardımı kısıtlı vb.” kıstaslarla eleştirilen, bu sezonun başlarında da o yüzden sayısız defa kenara alınan Alex’in bu yaştan sonra futbolu iki yönlü oynamaya başlayacağını zannetmiyorum. Üstelik Alex bir kulüpte kalıp 20-30 dakikalara razı olacak, sessiz sakin kulübede oturacak bir karaktere de sahip değil... Alex, “baş altı” rolünü kabul edecek olsaydı; sezonun başlarında “İlk defa Brezilya’ya dönmeyi bu kadar ciddi düşünüyorum” / “Kocaman’ın bütün görüşlerine katılmıyorum, ama saygı duyuyorum” benzeri lafları etme ihtiyacı duymazdı.
Yeni kontrat
Sezon sonunda Alex’in kontratını uzatıp kulüpte tutacaksanız, galiba sözleşmede yazılı olmayacak şu şartları da kabul etmiş sayılacaksınız:
1) Alex, takımın sıradan oyuncularından biri olmaz, olamaz. Büyük ihtimalle F.Bahçe’de de yıldız muamelesi görebileceği seneye kadar kalacak, sonra yine star kabul edileceği bir Brezilya kulübüne gidecek.
2) Alex artık orta saha oyuncusu değil. En azından 30’unu geçtiğinden beri değil. Artık o santrfor. İyi gol koklayan, müthiş gol vuruşları olan, senede iki haneli gol atıp asist yapan santrfor. Arada orta sahaya yardım ederse, o da cabası...
Kocaman ne yapmalı?
Bu durumda Kocaman, Alex’in kontratını yenileyecekse artık planlarını çift santrfora göre yapmalı. Fenerbahçe’nin şu anda elinde iki harika santrfor (Alex ve Niang) var. Kocaman bu ikilinin arkasına dizeceği 8 adamı ona göre seçmeli. Alex’i Fenerbahçe makinesinin “işlemci”si olarak görmemeli, galiba artık o dönem bitti. Artık Fenerbahçe’nin yeni işlemcisi Emre, hatta belki bu makine (kusursuz çalışabilmek için) bir işlemciye daha ihtiyaç duyabilir. Alex’se yeni makinenin sadece “yazıcı”sı hükmünde olacak. Asist yazacak, gol yazacak. 6 sezondur yürüttüğü takımın beyni, makinenin işlemcisi rolünüyse artık yeni nesil, daha hızlı adamlara devretmek zorunda...
Rehabilitasyon Süper Ligi
Trabzon’da, Glowacki geldiğinden beri sakat. Galatasaray’da Kewell, Beşiktaş’ta Ferrari düzelemiyorlar. Beşiktaşlı Quaresma’dan sonra Galatasaraylı Baros da ilk yarıyı kapatmış.
Büyük kulüpler, büyük isimli (ama sakatlık problemli) oyuncuların rehabilitasyon merkezi olmaktan kurtulamamışken Süper Lig’in yolunu yeni sakatlar tutuyor: Sık sık Galatasaray için adı geçen Vince Grella’nın lakabı “Mr. Injury (Bay Sakat)”ye çıkmış. Şu ana kadar büyük arıza çıkarmayan (ama kariyerinde iki büyük diz operasyonu olan) Joseph Yobo’ya, F.Bahçe’nin bonservis bedeli olarak 8 milyon ödeyeceği yazılıyor. Şimdi Beşiktaş’ın gündeminde olan Manuel Fernandes de bir buçuk sene önce yaşadığı fibula operasyonu nedeniyle sıkıntılı. Daha önce de kasık rahatsızlığı geçiren Fernandes’in, Inter transferi de sağlık sorunları nedeniyle gerçekleşmemiş.
Maksadım sakat oyuncuları müzeye göndermek değil. Ama Süper Lig’i de yıldızların rehabilitasyon merkezi olarak görmemek gerek. Kulüplerin bu transferler için ödedikleri milyon euroların bir kısmını araştırma/tarama veya sağlık ekiplerine harcamaları gerektiği kesin...
Kupa kazanırsanız ne yapacaksınız?
Bu hafta gördüğüm bazı kareler, Türk futbolunun özellikle son 6-7 yılda hedef küçülttüğünün ispatı gibiydiler. Gösteri cuma gecesi başladı, Batuhan Manisa’ya karşı attığı golü formasını çıkararak kutladı ve cezalı duruma düştü. Onu cumartesi Burak Yılmaz izledi, sevincini abartan milli futbolcu da kart görüp cezalı duruma düşenlerden...
Aynı akşam, Belediyespor’u, mağlup eden Fenerbahçe kulübesindeki aşırı sevinç de beni şaşırttı. Pazartesi gecesi aşırılıklar sürdü, Kayseri’ye karşı (formasını çıkaran) Insua ve (köşe gönderini kıran) Sercan’ın her ikisi de gol sevinçleriyle sarı kart gördüler.
Şimdi düşünüyorum, söz konusu takımlarda sayısız enternasyonal oyuncu forma giyiyor. Sarı kartlılar Batuhan, Burak ve Sercan’ın her üçü de A Milli Takım’ın yeni forvetleri... Sıradan bir lig maçında sıradan bir golü aşırı kutlayıp kart gören bu adamlar, A Milli Takım’la Avrupa Şampiyonası çeyrek finali filan kazansalardı ne yapacaklardı acaba?
Hocaları gibi bin küsur dakika gol yemeseler, Süper Lig gol kralı olsalar ya da ülkenin gelmiş geçmiş en pahalı transferini yapsalar nasıl ve nerede kutlayacaklar sahi? Burak, Batuhan ve Sercan’ın biraz Türk futbol tarihi okuyup Güneş, Uygun, Sağlam ve diğerlerini tanımaları gerek sanki...
Alex, yazıcı olmalı!
02 Aralık 2010 11:20