Doların hâkimiyetindeki futbolda ManU karşısında hepimizin gönlü Schalke'de. Barça'yı tutmak içinse birçok neden var.
Mayıs ayının geri kalanında ülkenin futbol gündeminde evet, kendi ligimizin şampiyonluğu olacak elbet, ama bugün hepimizin futbol adresi belli: Şampiyonlar Ligi yarı finali. Bir yanda daha önce hiç karşı karşıya gelmemiş Schalke 04-Manchester United’ın nasıl maç olacağının merakı; diğer tarafta ilk yarıdaki 5-0’lık maç, ikinci yarıdaki rövanş, Kral Kupası derken sezonun dördüncü ‘El Clasico’suna çıkan Real Madrid-Barcelona’nın heyecanı.
Futbolun vitrininde, farklı formalar altında, aslında hep aynı ‘yıldız’ oynuyor: Yeşil ırktan bir futbolcu, aslen Amerikalı ve adına ‘dolar’ diyorlar. İşte bu yüzden hepimizin gönlünün bir köşesi Schalke 04’ü tutuyor. Schalke 04-Manchester maçı, Porto-Monaco finalinden bu yana gördüğümüz en beklenmedik ‘şey’ sonuç olarak. Ağır abilerin mahallesinde, onların içinden gelen bir ‘abinin’ yönetiminde hem kulüp tarihinin hem de biraz Raul’un şahsi mücadelesi bu.
Schalke çok fakir olduğu için değil, hâlâ sürprizlerin olabileceğine bizi inandırdığı için, bundan iki ay önce kimsenin burada olacağını tahmin etmediği için, antrenörü Ralf Rangnick ve seyircisinden stadına altyapısından milli takımına giderek daha hayran olduğumuz Alman ekolü futbol için onun kazanmasını istiyoruz.
Bu noktaya tarihinde ilk kez gelen Schalke’nin karşısında kupayı daha önce üç kez kazanan Manchester var. “Benim takımım asla vazgeçmez” diyor Alex Ferguson. Haklı. Haftalardır ligde bunu gösteriyorlar zaten. İyi oynamadıklarında bile, müthiş bir kararlılıkla son dakikada kazanılan maçlar, 19. şampiyonluğuna adım adım yürüyen bir takım. Başında futbol dünyasının gördüğü en iyi teknik direktörlerden biri. Bu yarattığı kaçıncı jenerasyon, kaçıncı Manchester? Dünya Kupası’ndan ‘önce’ imza attırılan, sadece 22 yaşındaki yeni yıldız Meksikalı Javier Hernandez bile onun müthiş öngörüsünün eseri değil mi? Hernandez, yeteneğin genetik olduğunu kanıtlayan ve Maradona’nın torunu konusunda bizi iyice umutlandıran biri aynı zamanda: Dedesi Tomas Balcazar 1954 Dünya Kupası’nda, babası Javier Hernandez Guiterrez, 1986’da Meksika için ter dökmüşler. Yeşil gözleri yüzünden ‘bezelye’ (Chicharo) lakabı takılan babanın oğluna da ‘küçük bezelye’ (Chicharito) lakabı uygun görülmiş elbet!
El Clasico tarafında bizi büyük sürprizlerin beklediğini düşünmek safdillik olur: Barcelona yine kendi alıştığımız oyununu oynamaya çalışacak. Real, kendisine Kral Kupası’nı kazandıran pragmatik taktiğine dört elle sarılacak. Her maçta bir kırmızı kart gördüğü için idmanlarda takımını 10 kişi düzeniyle çalıştırdığını söyleyen Mourinho’nun belki daha fazlasını hak eden sert futbolu, Madrid’in o kadar da Real olmadığı Şampiyonlar Ligi hakemleriyle ne yapacak?
Bu maçta Barça’yı tutmak için yeter sebep fazlasıyla var: Messi, Xavi, Iniesta diye sağdan saymaya başlatmayın şimdi... Ama Mourinho’nun bitmek bilmeyen hırsı ve kazanma arzusuyla, satranç gibi her hareketi planlı, her hareketi öngörülmüş futbolu da ilginç... Üstelik saha içinde ve dışında oynanıyor. Mourinho, bu sezon Valdano ve yönetimle başlattığı savaşta, Kral Kupası’nı alarak büyük bir muharebeyi kazanmış oldu. Şampiyonlar Ligi kupası onu ‘imparator’ ilan edebilir. Ama işin komiği hiç kupa kazanmasaydı da kazanmış olacaktı. Çünkü ‘dünyanın en büyük antrenörü’ olarak getirildiği takımda, gelmiş geçmiş en iyi La Liga başlangıcını yaptırdığı Real Madrid’le kupa alamasaydı eğer; o değil, istediği transferleri yapmayan, ‘Mourinho’yla bile!’ kupa alamayan kulüp yönetimi suçlanacaktı. Yönetim bu sefer sadece teknik direktörü ya da birkaç futbolcuyu değiştirerek kurtaramayacaktı. Bu yüzden futbol değil, satranç diyoruz ya... Bu yüzden onu sevmeyenler bile gözlerini ondan ayıramıyor ya...
'Ağır abiler'e karşı Schalke
27 Nisan 2011 11:32