Galatasaray, Premier Lig kökenli futbolculara yönelerek vizyon değişikliği içine girdiğini gösterdi. Rekor bedellerle transfer oldukları kulüplerde aldıkları rakamların altında ezilenlere ikinci şans, Dünya Kupası'nda oynamak için kulübede değil sahada olmak zorunda olanlara forma vadediyor Galatasaray.
Rijkaard ismi de işleri kolaylaştırıyor. Kısacası Galatasaray, tarihi bir politika değişikliği süreci yaşıyor. Ancak bazı dikkat etmesi gereken hususlar da var. Mesela kendisini Avrupa'da başarıya götüren "Avrupalı yabancı" çizgisinden de hızla uzaklaşıyor. Baros dışında Avrupalı futbolcu kalmadı kadroda. Franco, Elano, Jo Güney Amerikalı, Nonda ve Keita Afrikalı, Kewell ve Neill Avustralyalı... Hepsi Avrupa futbol kültüründen gelen oyuncular ama hepsinin Avrupa disiplinini benimsediği söylenemez.
Mesela Jo ve Elano, Manchester City'de disiplinsizlikleri nedeniyle tutunamadılar. Oysa Linderoth sırf iş ahlakı nedeniyle yıllarca kadroda tutulmuştu! Pasaport olarak değilse de zihnen Avrupalı olan Kewell'ın da gönderilip yerine Meksikalı Dos Santos'un alınması planlanıyor. Kewell gibi lider ruhlu örnek bir profesyoneli kaybetmek çok doğru bir tercih olmaz. Ama yönetim, sözleşme yenilemek için astronomik rakam isteyen, üstüne bir de sakatlanıp en kritik dönemde takımı yalnız bırakan Kewell'ı göndermekte kararlı gibi.
Neticede Galatasaray, "Premier Lig'leşeyim" derken "Afroamerikalılaşma" çıkmazına girme tehlikesini de gözardı etmesin
LAFOLOJİ
* Kazım, "Türk gazeteleri oyuncunun sportif yönüyle değil, özel hayatıyla ilgileniyorlar. Mide bulandırıcı bir durum" demiş...
Bahis işlerinde adının geçmesi, otelde kelepçe unutmak filan mide bulandırıcı bir durum değil herhalde.
* Gaziantep'in hocası Couceiro, "Pozisyonlarda kulağa değil göze bakarsanız hata yapmazsınız" diyerek hakemlere ders vermiş...
Biraz da oyuncularına "Diline değil, işine bak" dersi verse fena olmaz. En azından boş yere oyuncusu atılmaz!
* Fenerbahçe yönetimi, kadro dışı bırakılan Önder Turacı'yı affetmiş.
"Aziz Yıldırım benim babamdır" diye biat ettiği için olmasın...
* Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, İspanyol basınına, "Fenerbahçe, Barcelona kadar büyük bir kulüp" demiş...
Eminim adamlar çok etkilenmiştir!
POYRAZA MEYDAN OKUMAK
İstanbul'da buz gibi bir hava var. Yerler de buz pisti gibi. Kaymadan yürümek yetenek işi. Diyelim stada bir yerinizi kırmadan geldiniz. Üstten ısıtma sistemi filan hak getire. 50 yıllık köhne stadın koltukları karla kaplı. Çevre yolu tarafından girip içimizin sıcaklığını da yanına katarak eski açık tarafından çıkan poyrazın gazabı ise anlatılır gibi değil. Yani hava uygun değil, şehir uygun değil, stat uygun değil maç keyfi için. Ama birkaç bin taraftar yine de koşmuş Ali Sami Yen'e. Hem yeni transferler Neill ve Jo'yu görmek, hem de "Madem siz oradasınız, biz de buradayız" demek için. Maçı oynamak için ekstra bir çaba gösteren, zemini temizlettiren Galatasaray kulübü kadar, takımına sahip çıkmak için stada koşan taraftara da kocaman bir bravo. Neden mi bunları yazdım? Bazıları küçümsemiş maça gidenleri, "Sadece fanatikler geldi" diye. Pazar gecesi statta, gerçek futbolsever vardı. Her şeye rağmen geldiler. Tenkidi değil, takdiri hak ettiler. Lütfen biraz saygı.
NE KADAR YAKIN VE TANIDIK BİR DRAM
17 Ağustos depreminin üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçti. Haiti'deki manzaraları görünce 1999'a gittim. O dönem tüm dünya seferber olmuştu bizim için... İnsanlık için... Şimdi de Haiti için dünya seferber. İtalyan basını, "Neden İslam dünyası (Türkiye'nin içinde bulunduğu) 3 ülke dışında bu drama ilgisiz" diye yazmış. Ben de sportif olarak soruyorum bu soruyu. Avrupa'nın 5. büyük ekonomisi olan Türk futbolu başta olmak üzere Türk spor dünyası neden ilgisiz bu drama. Oysa ne kadar yakın, ne kadar tanıdık, uzaktaki bu dram bize... TFF başta olmak üzere milyon dolarlık futbolcularımızdan, 2009'da her branşta toplam 2 bin 637 madalya kazanan tüm sporcularımızdan bir duruş bekliyorum. Madden ve manen...
EĞER MESSİ OLACAKSA...
Arda takım içinde kudretli. Penaltıyı kimin atacağına, Keita'ya kestiği racondan bu yana o karar veriyor. Gaziantepspor maçında "kendisine gelsin" diye penaltıyı Nonda'ya attırdı. Ama atışı kaçırması onu taraftarın önünde yapayalnız bıraktı!
Arda'nın iyi niyetinden doğan krizi Rijkaard, seyircinin tepkisine rağmen Nonda'yı oyunda tutarak bertaraf etti. Arda yetenekli ve lider ruhlu. Ama eksikleri var. Rijkaard da bunu görüyor ve artık müdahale etmeye de başladı. Arda, Gaziantep maçında iki kez son çizgiye indi ve ikisinde de topu çizgiye paralel ortaladı, kaleci Mahmut da armut toplar gibi topladı bu tehlikeli topları. Rijkaard hemen Arda'ya seslendi, ardından yanına çağırıp sözlü olarak da uyardı, son çizgiye indiğinde topu geriye, penaltı noktasına doğru çıkarması gerektiğini söyledi. Çünkü böyle yaparak kalecinin müdahale alanından çıkıp rakip oyuncuları da ters koşuda bırakıyorsunuz.
Arda önemli bir konumda ama futbol ömrünü ara pas atarak, sadece şık ortalar yaparak tamamlayamayacağını görecek. Farklı bölgelerde, görevlerde oynaması istendiğinde, adı büyüdükçe o büyüklüğe yaraşan hareketleri yapması talep edildiğinde, buna karşılık vermesi gerektiğini de öğrenecek. Arda, son çizgiye indiğinde topu nereye çıkaracağını bilmeli, top ayağına geldiğinde 20-25 metreden şut atmayı, ya da kaleciyle karşı karşıya kaldığında plaseyi nereye bırakacağını da... Bizim Messi'miz olacaksa, öğrenmeli. Öğrenmenin yaşı yok. Zaten Arda'nın henüz öyle ciddi bir yaşı da yok. Fırsat bu fırsat. Hazır, Rijkaard gibi "kompleks yapmasına" neden olmayacak bir hocası da varken!
AfroGalatasaray!
27 Ocak 2010 16:45