Dün oynanan El Clasico'da Barcelona dramatik bir 'atamayana atarlar' durumu yaşadı ve uzun süredir ilk kez ezeli rakibi Real Madrid'e yenilip kupayı kaptırdı. Kabul etmek gerekir ki Mourinho, rakibinden 5 yediği maçtan gerekli dersleri fazlasıyla çıkarmış. Ligdeki karşılaşmanın ardından bu maçta olup bitenler bunu açıkça gösterdi.
Böyle müthiş bir maçı bizim memleketin bıktırıcı kalıplarından biriyle açıklamak komik olur ama Barcelona dramatik bir 'atamayana atarlar' durumu yaşadı ve uzun süredir ilk kez ezeli rakibine yenilip kupayı kaptırdı. Kabul etmek gerekir ki Mourinho rakibinden 5 yediği maçtan gerekli dersleri fazlasıyla çıkarmış. Ligdeki karşılaşmanın ardından bu maçta olupbitenler bunu açıkça gösterdi. Sonuçta istediğini elde eden o olurken, Di Stefano gibi bir futbol efsanesinin 'Real savunma oynamaz' eleştirisi de anlamsızlaştı.
Barcelona'yı 'başarıdan yorulan takım' diye nitelemek yanlış olmaz sanırım. La Liga'da şampiyonluğu garantilemiş gibi görünen, Devler Ligi'nde de hedefe ulaşma şansı yüksek olan Barcelona'nın son 3 yıldaki süper performansının arıza yapabileceği maçlardan biriydi bu.
Uzun süredir ezeli rakibine karşı kazanmaya hasret kalan Real Madrid, ligdeki maçın son 20 dakikasında yaşananlar nedeniyle Barcelona'yı yenebileceğine inanmıştı. Bunu sağlayabilecek etkenlerden biri Mesut'un 11'de yer alışı, öteki de kazanma isteğinin en üst düzeye çıkmış oluşuydu.
Guardiola'nın başka bir açıdan tutarlı olabilmek için kalede Pinto'ya yer verişi, Abidal'den sonra Puyol'un da kaybının yanısıra David Villa'nın artık bir felakete dönüşen formsuzluğu ve Pedro'nun veriminin çok düşmüş olması gibi nedenler de Real'in şansını artırıyordu.
Pepe'nin ilk maçtaki başarısından doğan güveni, Khedira ve Xavi Alonso'nun ortaalanda Xavi, İniesta, Messi üçlüsünü hiç rahat bırakmaması maçın en görünen yanıydı. Bu nedenle Barcelona'nın klasiği olan pas oyunu pek sahnelenemedi. Bol faullü, az futbollu ilk 45 dakikanın en önemli olayı Mesut'un ortasında Pepe'nin kafa vuruşunun direkten dönüşüydü.
İkinci yarıda oyunun değişen yanı, Barcelona'nın oynuyormuş gibi yapmayı yeterli görmekten vazgeçip tempoyu yükseltmesiydi. Özellikle İniesta takımını kendi klasiğine taşıyan adam olarak öne çıktı. Bu bölümde Pedro ile buldukları golün kılpayı ofsayta takılması şanssızlıklarıydı.
Dakikalar ilerledikçe Barcelona'nın rakibini sahadan silişine tanıklık ettik. Üstelik bunu sadece pas oyunuyla top göstermeme şeklinde değil, peşpeşe müthiş pozisyonlar üreterek yaptılar. Mesut'un çabuk yorulup oyundan düşmesi, Di Maria ile Ronaldo'nun kayboluşları Real'i çok düşürdü. Bu bölümde Casillas müthiş kurtarışlarıyla takımını ayakta tutan adamdı.
Ayrıca bu bölümde Real'in bir bütün olarak savunma direncine de saygı duymak gerekiyordu. Çok büzüldüler ama dağılmadılar; üstelik tek tük çıkışlarında da gol bulabileceklerini gördüler. Bu normal sürede olmadı, uzatmada gerçekleşti. Ronaldo oyunda çok görünmese de bunu yapabileceğini herkes biliyordu.
Gazeteyi yetiştirmek açısından bizi çok sıkıntıya sokan bir maç oldu ama 120 dakikalık futbol ziyafetine değdi diyebiliriz. Sadece Realliler değil bütün dünyada Barcelona'nın başarısından sıkılanlar da mutlu oldu.
Adına yakışır bir final
21 Nisan 2011 11:42