Henüz kesinleşmemiş olsa da hatta başkan Aysal'ın 'heyecanını kaybetti' gibisinden tatsız açıklamayla işi baştan çıkmaza sokar gibi bir gafıyla işe girişilse de Terim'in dönüşünün Galatasaray için en akla uygun durum olduğunu kabul etmeliyiz.
Kıyaslama için uzaklara gitmeye gerek yok, Rijkaard'ın getirilmesi rüya gibi bir olaydı; sonucunu biliyorsunuz... Bugün de dünyanın en iyi hocalarından birini getirseniz, yaşanacaklar farklı olmayabilir. Türkiye'yi anlamak, futbolumuzu tanımak, Florya'ya egemen olabilmek için harcanacak süre yeni bir hüsrana yol açabilir. Bütün bunları çok iyi bilen biriyle yola çıkmak, akılcıdır.
Terim'le ilgili en önemli sıkıntı, ikinci dönemin pek parlak geçmemiş olması. Onun nedenleri üzerinde yeterince durulmadı. Ne anlama geldiğini bu memlekette çok az kişinin bildiği 'aynı suda iki kez yıkanılmaz!' türünden basmakalıp lafa çevrilen felsefi soslu yaklaşım, herşeyi açıklıyor sanıldı.
O dönemin ilk sezonunda (2002-2003) Beşiktaş'ın 100. yıl şampiyonluğu uğruna 'düpedüz doğrandık!' ifadesini Terim'in ağzından işitmişliğim var. Doğruluk payı az değildir ama o defterleri karıştırmanın kimseye bir yararının olmayacağı açık. Geçelim.
İkinci sezonda (2004-2005) Terim akıl almaz bir transfer hastalığına yakalandı ve bu da herşeyin sonu oldu. Takımı yenileme düşüncesi korkunç bir çöküşün başlangıcı haline geldi. Ali Lukunku'dan Karşıyakalı Emrah'a kadar bir yığın transfer, akılcı bir planlamadan çok panik içindeki sürüklenişin eserleriydi.
Sadece bu değil, Terim'in olağanüstü başarılarla dolu 1.dönemi ile ikincisi arasında başka farklar da vardı. Bence bunların en önemlisi, ilk dönemde neredeyse 24 saat futbolu yaşayan İmparator'un, ikinci dönemde bir "tören adamı" haline gelmesiydi. Hayır, buna meraklı olduğundan filan değil, konumu itibarıyla böyle bir durum ortaya çıkmıştı.
Örneğin, okul yaptırmak gibi neredeyse kutsal denebilecek kadar saygıdeğer bir iş bile onu futboldan uzaklaştıracak yığınla ayrıntıyı barındırıyordu. Gerekli izinlerin alınması, ihalenin yapılması, işin yürümesini denetleme, çıkan sorunları giderme, açılış töreni hazırlıkları gibi daha akla gelen gelmeyen dünya kadar iş...
Sanıyorum ki geçen zaman içinde Terim bu konular üzerinde yeterince düşünme ve özeleştiri yapma olanağı buldu. Dışında gelişen olaylar kadar kendi hatalarının da nelere yol açtığını görüp kabul etti. Şimdi bunlardan aldığı güçle yeni bir çıkış yapma özlemi içinde olduğunu tahmin etmek zor değil.
O zaman takımı yenileme konusunda hangi yanlışların yapıldığını, şimdi nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini Terim'den daha iyi bilecek biri yok. Bu deneyimlerin ışığında Sarı-Kırmızılı camianın özlemle beklediği dönüşümü gerçekleştirecek adam da Terim'dir.
Elbette ki buna benzer durumlarda pusuya yatanlar da olacaktır. İşlerin iyi gitmemesi halinde 'İkinci kez getirilmesi bile hatayken üçüncüsü hiç yapılmamalıydı' gibisinden 'ben dememiş miydimciliğe' soyunan birileri illa ki çıkacaktır. Bunların çok da umursanması gerektiği kanısında değilim.
Bundan çok daha önemli olan, şu andaki yönetim ve profesyonel çalışan yapılanması içinde Terim'den pek hoşlanmadığı bilinenlerin tavrının ne olacağıdır. Ayrıca, yapılmakta olan transferlerin de kimin isteğiyle ve nasıl bir gereksinmeye karşılık olarak gerçekleştirilmeye çalışıldığı da önemli bir durumdur. Hayırlı olsun derken bunlar da görmezden gelinecek işler değil...
3. dönemde neler olur?
18 Mayıs 2011 12:30