Milli maç arası masa başı ligi için verimli bir hafta oldu. Birilerinin tam da “Futbolsuz, olaysız, vukuatsız bir dönemde ne konuşacağız” dediği sırada imdada Arda Turan yetişti. Şimdi hafta sonuna dek çiğneyecek bir sakızımız var. Arda o hareketi niye ve kime yaptı? Haklı mıydı, haksız mıydı?..
Nuri Şahin’in Hürriyet gazetesinden Şermin Terzi’ye verdiği röportajı okudunuz mu? Sahada oynanan oyunun ötesine dair soruları cevaplamış Nuri. Şık giyinmeyi sevdiğinden, ayaklarının yere bastığından, müzik zevkinden, hatta Neşet Ertaş’tan bile bahsediyor genç yıldız. Ama bir soruya verdiği cevap var ki insanın içi sızlıyor:
Soru: Herhangi bir Türk edebiyatçı biliyor musun?
Nuri: Orhan Pamuk’un ismini biliyorum ama hiçbir kitabını okumadım. Ben hiç Türkçe kitap okumadım şimdiye kadar…
Paulo Coelho’yu severmiş. Ama İnce Memed’i bilmiyor. Orhan Veli de okumamış, Sait Faik de.
Kimin hatası sizce?
Şenol Güneş’in eli değene kadar futbolumuzun ‘hayta’ oyuncularından biriydi Burak Yılmaz. Beşiktaş’ta başlayan rüyası, içine Fenerbahçe’yi de alıp adeta hüsrana sürüklenirken, köprüden önce son çıkışta kurtardı kendini. Şimdilerde milli takım formasını ıslatıyor. Bakın Tamsaha’dan Nuri Bekar’a verdiği röportajda, “Neden diğer takımlarda başarısız oldun” sorusuna ne cevap veriyor: “20 yaşındaki genç bir futbolcunun üstesinden gelmesi gereken pek çok zorluk vardı. Medya ilgisi, taraftar baskısı gibi. Ben bunların üstesinden gelemedim.”
Kimin hatası sizce?
Milli Takım’ın Avusturya maçını canlı izleyenlerin en beğendiği oyunculardan biriydi Mehmet Ekici. Tribünde rastgeldiğimiz Sueddeutsche Zeitung’un Türkiye uzmanı Tobias Schachter, onu bu senenin en iyi oyuncularından biri olarak tanımlıyor ve “Mesut’tan sadece bir gömlek aşağıda ve gelişme gösteriyor” diyor. Aynı Mehmet Tamsaha’da Türker Tozar’a şunları söylüyor: “Bir futbolcu ister 20, isterse 35 yaşında olsun, her zaman kendisini geliştirebilir. Futbolda hiçbir insan dört dörtlük değildir. Yeni şeyler öğrenmek her zaman için mümkündür.” Ama bunun Türkiye’de olamayacağının farkında Mehmet. O yüzden açık yüreklilikle konuşuyor: “Türkiye’ye gelmek için henüz çok erken olduğunu düşünüyorum.”
Kimin hatası sizce?
Kewell “Mutluyken savunulması en zor adamlardan biri” diyor Arda için. Ama o mutsuz. Tıpkı bir dönem hepimizin faul yapılmasına bile kıyamadığı Emre Belözoğlu abisi gibi, neyse ki onun gibi aşırıya kaçmadan, tabii ki üzerindeki baskıdan bunalarak o hareketi yapacak kadar çok mutsuz. Oysa yakın zamana dek bu memleketin en neşeli, en afacan yüzüydü. Artık asık suratlı, canı sıkkın yeteneklerden biri…
Nuri Türkçe tek bir kitap okumamış…
Burak 20 yaşında bir gencin üstesinden gelmekte çok zorlandığı koşullardan bahsediyor ve satır aralarında Türkiye’deki futbol düzeninden şikâyet ediyor…
Mehmet Ekici gelişmeye açık, ama bunu ancak Türkiye’den uzaktayken başarabileceğini biliyor…
Ha bir de herkesin yeni bir forvet aradığı dönemde hayatımızı karartan Batuhan fenomeni var…
Yeni bir nesil, yeni bir futbol geleceği arıyoruz şimdilerde. Diyelim ki bulduk. Ne yapacağız?
Ya yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisiyse…
Açıklayın! Beşiktaş-Denizlispor maçında neler oldu?
Ortada bir çete var. Aralarında kendisine sosyolog diyenler, eski emniyet mensupları, sahte savcılar, eski futbolcular, ‘sözde’ tribün liderleri yer alıyor. 28 kişi bir operasyonla gözaltına alınıyor ve ortaya çıkan ilişkiler tel tel dökülüyor. O meşhur ‘teknik takibe’ takılanlar korkunç. Bir çete üyesi itiraflarında, tribün liderlerinden birinin bu çete faaliyetleri kapsamında maça gelen yaklaşık 200 kişiye para dağıttığını, kavga çıkardığını, çıkan kavga sonucunda aldığı cezayı da yöneticilere ödettiğini iddia ediyor. Söz konusu maç: Beşiktaş-Denizlispor maçı. Hani şu meşhur “Yeter Demirören” diye bağırdığı için Çarşı’dan pek çok insanın dayak yediği, tartaklandığı maç. Bakın o maçtan sonra ne yazmışım?
“Geçen hafta İnönü Stadı’nda olanlar tüyler ürperticidir (…) Neden Denizli maçında numaralı bilet satılmadı? Kapalı tribünde ilk defa görülen o karanlık simaları içeri kim soktu? Ortada tek kelime küfür yokken, söz konusu olan sadece bir protestoyken birileri neden bunu kavga sebebi yaptı? Bütün bu tiyatroda kimi samimi buluyorsunuz? Mazlumu oynayan Beşiktaş başkanını mı? Yoksa illallah diyenleri mi? Bakın, Denizli maçındaki olayların üzerinden öyle kolayca geçip gidemezsiniz, gitmemelisiniz. Orada darp edilmiş, ağzı burnu kırılmış insanlar var. Son derece makul bir protestoyu bile hazmedemeyenlerin hoşgörüsüzlüğü var. Hatta ortada düpedüz örgütlü bir suç ve bunu işlemek için teşekkül etmiş güçler var.”
İşte yukarıda bahsi geçen o karanlık güçler nihayet yakalandı. Anladık, böyle bir çete var, tetikçilik yapıyor. Peki, kendi kendilerine mi yaptılar bunları? Bu adamları kim tuttu? Yöneticilerden alınan bedava biletlerden, yemlenen çete elemanlarından bahsediliyor. Bedava bilet dağıtan yöneticiler hangileri? Denizlispor maçında kavga etsin diye dağıtılan paralar kimin paraları? Bu adamların cezasını ödeyen kim?
İleri bir demokraside, bu haberleri okuduğunuzda yer yerinden oynar, istifalar başlar. Hatta adı geçen kulübün yöneticileri sadece kendi kulübüne, taraftarına değil adalete de hesap verir. Her şey o zaman da gün gibi ortadaydı, bugün de… Üstelik artık elimizde delil var.
Ama herkes susuyor. Fail belli, azmettiren belli… Bunun hesabını sormak için neyi bekliyoruz?
10 yılda 15 milyon mutsuz
01 Nisan 2011 11:33